Cennet Ehlinin Kıyamet Endişesi

Abdullah Sert Hocaefendi, kıyamet ve ahiret bilinciyle yaşayan müminlerin ahiret kaygısını ve cennet arzusunu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabe örnekleri üzerinden açıklıyor.

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin, vesselatu vesselamu ala Rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi.

Erkam Radyo’muzun saygıdeğer izleyicileri, Rabbimizin selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Efendim, o mübarek bir gecenin sabahındayız. Akşam, bütün İslam coğrafyasında, Allah Resûlü sevgili Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in 12 Rebiülevvel’de dünya’ya teşrifi vesilesiyle her yerde ayrı bir manevi coşku yaşandı. Kimisi evlerde özel programlar yaptı, kimisi meclislerde farklı uygulamalar gerçekleştirdi. Ama bütün müminlerin gönüllerinde Allah Resûlü ile kalbi bir buluşma, onu hatırlama ve sevme coşkusu yaşandı.

Böyle bir gecenin sabahında, Musa Efendi’nin programında beraberiz. Sohbetimize teberrüken bir Fatiha-i Şerife ve üç İhlâs-ı Şerif ile başlıyoruz. Sevgili Peygamberimizin, evliya ve ashab-ı kiramın mübarek ruhlarına, peygamberler silsilesine, şehitlerimizin ruhlarına, dinimizin, imanımızın, vatanımızın ve milletimizin muhafazasına… ve son günlerde yoğunlaşan salgından kurtulmaya vesile olmak üzere dualarımızı gönderiyoruz.

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Rahman ve Rahim olan Allah’a hamdolsun.

Sevgili Peygamberimizin ümmetine sık sık hatırlattığı konulardan biri, dünya hayatının fani olduğudur. İnsan, bu dünyaya belirli bir ömür için gelmiştir ve bir gün muhakkak Rabbine dönecektir. Kur’an ifadesiyle her kim bir hayır yaparsa, bunun karşılığını görecektir.

Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anhu) bir ayeti şöyle tefsir etmiştir:

“Cennetin zikredildiği âyetleri okuyunca Allah’tan cenneti ister, cehennemden bahsedilen âyetler gelince de cehennemden Allah’a sığınırlar.”

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ümmetinin cehennem azabına uğrayacağını düşündüğünde çok üzülmüş ve ağlamıştır. Hazret-i Fatıma (Radıyallahu Anha) da bunu görünce babasının yüzünün sarardığını ve endişelenmesini fark etmiştir. Peygamber Efendimiz, ümmetinden günah işleyenlerin cehenneme düşeceğini ve cehennem azabının şiddetini anlatmış, bununla ümmetini uyarmıştır.

Kıyamet günü, insanlar ve cinler, melekler ve bütün mahlukat Allah’ın huzuruna sevk edilecektir. Herkesin amelleri teker teker karşısına konacak ve herkes yaptığı iyilik veya kötülüğün karşılığını alacaktır. O gün, ana-baba, evlat veya kardeş, kimse kimseye yardımcı olamayacaktır; herkes kendi hesabıyla meşgul olacaktır.

Musa Efendi Üstadımız, sohbetinde bu ilahi azap sahneleriyle bizleri uyarmakta ve ahiret hazırlığının önemini hatırlatmaktadır. Allah’a karşı kulluk vazifelerimizi ihlasla yerine getirmek, Kur’an ve Sünnet’e uygun bir hayat sürmek, ahlaki durumumuzu geliştirmek, çocuklarımıza doğru dini eğitim vermek ve kul hakkından sakınmak, ahiret kurtuluşunun sermayesidir.

Ayrıca, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Hz. Fatıma’ya (Radıyallahu Anha) olan sevgisi, aileye ve imanlı yaşamaya dair örnek teşkil etmektedir. Efendimizin, ailesine karşı şefkat ve merhameti, bizlere de insanlara karşı adaletli ve iyilik dolu davranmamız gerektiğini öğretmektedir.

Sohbetimiz, Allah Teâlâ’nın rahmeti ve affına sığınmak, kulluk bilincimizi güçlendirmek, ahirete yönelik kaygı ve hazırlığımızı artırmak ile sona ermektedir. Dua ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri ihlasla kulluk edenlerden eylesin ve affına mazhar kılsın.

Amin.

İslam ve İhsan

MÜMİNİN AHİRET ENDİŞESİ

Müminin Ahiret Endişesi

AHİRET YOLCULUĞU

Ahiret Yolculuğu

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.