Cahiliye Şairesinden Şehit Annesine: İman Hz. Hansâ’yı Nasıl Değiştirdi?

Ağıt yakan bir şaireden, şehit annesine… Hansâ Hatun’u (r.anha) böylesine değiştiren iman sırrı neydi?

Allâh’ın hak dîni olan İslâm’ın Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- tarafından tebliğ edilmesinden sonra dünya üzerinde öyle bir değişim başlamıştır ki bu hareketlilikten nasibini almayan hiçbir şey kalmamıştır. Önceden beri devam eden hiçbir şey eski hâlinde kalmamış, İslâm’a göre şekil almıştır. Bakışlar değişmiş, fikirler kemâle ermiş, ahlâk güzelleşmiş, insanlar insanlık şiârını bulmuştur. İslâm’ın ilk emri olan Allâh’a îmân öyle bir iksîrdir ki, girdiği her sîneyi yüksek mertebelere çıkararak bulunmaz bir kıymet hâline gelir. İnsan asıl değerini, içinde taşıdığı bu cevherden alır.

CAHİLİYE ŞAİRESİNDEN ŞEHİT ANNESİNE: İMAN HZ. HANSÂ’YI NASIL DEĞİŞTİRDİ?

Peygamber Efendimiz’in elinden içtiği hakîkat şarâbı ile uyanarak kendine gelen ve hakikî kıymetini bulan insanların sayısını Allâh’tan başka kimsenin bilmesi mümkün değildir. Bunlardan sâdece birisini burada misâl olarak vereceğiz: Hansâ bint Amr es-Sülemiyye.

Hansâ Hâtun, hem câhiliye hem de İslâmî devri idrâk etmiş, şiir ve inşâda kendisi gibi mâhir başka bir kadının dünyaya ayak basmadığı husûsunda ittifak edilmiş bir kadın şâirdir. Önceleri Hansâ şiir olarak iki üç beyit söyleyebilirdi. Ne zaman ki birâderleri öldürüldü, ondan sonra çokça şiir söylemeye ve haklarında uzun uzun mersiyeler (ağıtlar) nazmetmeye başladı. Bu sebeple Hansâ’nın şiirlerinin büyük çoğunluğunu kardeşleri hakkında söylemiş olduğu mersiyeler oluşturur.

Şâir Hansâ, Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in zamanına yetişip onun huzûrunda İslâm’ı kabul etmiş ve sahâbîlik şerefini kazanmıştır. Resûlullâh Efendimiz Hansâ’nın şiirini bizzat kendi ağzından dinlemeyi arzu buyurduklarında, Hansâ huzûrunda şiir okumuş, Efendimiz de onun şiirini son derece güzel bularak kendisini taltif etmiştir.

Dört Evladını Şehadete Uğurlayan Anne

İmân nûruyla hayatı değişen ve âdeta dişi bir aslan hâlini alan Hansâ Hâtun, Kadîsiye muhârebesinde dört oğlu ile birlikte bulunmuştu. Savaştan önceki akşam onları cihâda teşvik ederek şu nasihatte bulundu:

“Evlatlarım! Siz kendi isteğinizle Müslüman olmuş, kendi irâde ve ihtiyarınızla vatanınızı bırakıp buraya gelmişsiniz. Kendinden başka ilâh olmayan Allâh’a yemin ederim ki siz, hep bir ananın oğulları olduğunuz gibi aynı zamanda bir babanın evlâdısınız. Ben size haram lokma yedirmedim, şerefinize leke sürmedim ve terbiyenizi ihmâl etmedim.

Siz bilirsiniz ki Cenâb-ı Allâh, kâfirlerle muhârebe eden mü’minler için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve kimsenin aklına gelmeyen mükâfâtlar hazırlamıştır. Mâlûmunuz olsun ki bâkî olan âhiret yurdu, fânî olan dünyâ evinden daha hayırlıdır. Cenâb-ı Hak:

“Ey mü’minler! Sabredin ve düşmanlarınıza karşı sebât gösterin. Cihâd için hazır ve râbıtalı bulunun, nöbet tutun. Allâh’ın emir ve yasaklarını gözetin ki felâh bulasınız.” (Âl-i İmrân, 200) buyuruyor.

O halde inşallâh yarına sağ çıktığınız takdirde, gözünüzü açarak ve Allâh’tan düşmanları üzerine yardım isteyerek muhârebeye girişin. Eğer harbi kızışmış ve şiddetlenmiş olarak görürseniz ta ortasına dalın! Askerlerin hiddetli ve şiddetli oldukları vakitte onların reisleriyle çarpışın. Böyle yaparsanız zafere nâil olur, ganîmet alır ve Cennet-i A’lâ’da ikram görürsünüz.”

Ertesi gün sabahleyin oğulları analarının bu nasihatini tutarak harbe giriştiler ve büyük bir cengâverlikle vuruşarak dördü birden şehâdete nâil oldular. Evlatlarının şehid oldukları haberi Hansâ Hâtun’a ulaşınca,

“Beni evlatlarımın şehâdeti ile şereflendiren Allâh’a hamdolsun. Yüce Rabbimden beni, nihâyetsiz olan rahmetinde onlarla birlikte kılmasını niyâz ediyorum.” diye şükür ve duâ eder. (İbn-i Abdi’l-Berr, el-İstîâb, IV, 1827-29)

Müslüman olmadan önce kardeşlerinin ölümü ile dünyâyı ayağa kaldıran, ortalığı velveleye veren bu kadın şâir, Allâh’a ve âhirete îmânın tadına vardıktan sonra öz evlatlarını kendi lisân kuvveti ile şehidliğe teşvîk ediyor ve ciğer-pârelerinin dördünün birden Allâh yolunda şehid olduğunu duyunca da Allâh’a hamdediyor. Önceden olduğu gibi yıllarca arkalarından mersiye düzmek yerine sevinç gözyaşları içinde secdelere kapanıyor, şehitleri vesîlesiyle Allâh’ın rahmetine nâil olmayı ümîd ediyor. İşte îmân potasında yoğrulan bir şahsiyet bu derece seviye kazanır ve herkesi kendine hayrân bırakacak kahramanlıklar gösterir. Mehmed Âkif’in dediği gibi:

Şehâmet dîni, gayret dîni ancak Müslümanlıktır;

Hakîkî Müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.

Cebânet, meskenet, dünyâda sığmaz rûh-i İslâm’a…

Kitabullah’ı işhâd eyledim -gördün ya- da‘vâma.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

HZ. HANSÂ (RA.) KİMDİR?

Hz. Hansâ (ra.) Kimdir?

HANIM SAHABİLER

Hanım Sahabiler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.