Annesini Kırdığı İçin Ölüm Anında Kelime-i Şehadet Getiremeyen Genç

Annesini kırdığı için kelime-i şehadet getiremeyen gencin ibretlik kıssası ve çıkarmamız gereken dersler...

İbretli bir misal: Asr-ı Saâdet’te, ashaptan Alkame isminde mücahit, muvahhit ve müttakî bir genç vardı. Ne zaman bir hizmet olsa hemen koşar, büyük bir iştiyakla yerine getirirdi. Onun bu güzel hâli, Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek iltifatlarına vesile olmuştu.

Lâkin ölüm gelip çattığında bu genç, kelime-i şehâdeti söyleyemez hâle geldi; dili bir türlü dönmüyordu. Durumu Resûlullah Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) bildirdiler. Efendimiz, bu genci sevdiği için yanına giderek ne olduğunu sordu. Genç: “Yâ Resûlallah! Kalbime kilit gibi bir şey takılı olduğunu hissediyorum.” dedi.

Âlemlerin Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem), etrafındakilere bu gencin kelime-i şehâdet getirmesine engel olacak bir kusuru olup olmadığını sordu. Araştırdılar ve gencin annesine eziyet ettiğini, bu sebeple annesinin ona dargın olduğunu öğrendiler.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), gence olan merhameti ve onun geçmişte yaptığı güzel hizmetler sebebiyle dargın anneyi çağırttı. Üzgün ve mahzun olan anneye şöyle buyurdu: “Bir kimse büyük bir ateş yaksa ve oğlunu içine atmak istese, buna razı olur musun?” Anne: “Hayır, asla razı olmam!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyleyse onun sana karşı yaptığı kusurları bağışla, annelik hakkını helâl et.” buyurdu.

Âlemlerin Efendisi’nin bu eşsiz merhameti ve evladına karşı gösterdiği şefkat karşısında annenin gönlündeki merhamet coştu. Mahzun anne, oğlunun bütün kusurlarını affetti ve hakkını helâl etti.

Bu affın bereketiyle kalbindeki engellerden kurtulan Alkame, artık kelime-i şehâdeti rahatlıkla söyleyebildi ve son nefesini imanla vererek bu büyük engelden kurtulmuş oldu.

İslam ve İhsan

HANGİ ANNE, CİĞERPÂRESİ EVLÂDINI ATEŞE ATABİLİR?

Hangi Anne, Ciğerpâresi Evlâdını Ateşe Atabilir?

ANNENİZİN KALBİNİ NE KADAR SICAK TUTUYORSUNUZ?

Annenizin Kalbini Ne Kadar Sıcak Tutuyorsunuz?

“ANNEN, ANNEN, ANNEN SONRA BABAN” HADİSİ

“Annen, Annen, Annen Sonra Baban” Hadisi

ÂYET VE HADİSLERLE ANA-BABA HAKKI

Âyet ve Hadislerle Ana-Baba Hakkı

İSLAM’DA ANNE-BABA HAKKI

İslam’da Anne-Baba Hakkı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.