Ankebût Suresinin 38. Ayeti Ne Anlatıyor?
Ankebût suresi 38. âyette ne anlatılıyor? Şeytanın kötülükleri güzelmiş gibi göstererek insanları doğru yoldan saptırdığını haber veren Ankebût suresi 38. ayetin Arapçası, meali ve tefsiri yazımızda.
Ankebût sûresi 38. âyette Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Ankebût Suresi 38. Ayet Arapça:
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ
Ankebût Suresi 38. Ayet Meali:
Âd ve Semud’u da (helâk ettik). Onların durumlarını meskenlerinin kalıntıları size apaçık gösteriyor. Şeytan onlara, (kötü) işlerini güzel gösterip kendilerini doğru yoldan saptırmıştı; oysa gerçeği görme yeteneğine de sahiplerdi. (Ankebût, 29/38)
ŞEYTAN: KÖTÜLÜKLERİ GÜZEL GÖSTEREREK SAPTIRAN DÜŞMAN
Bilgi:
Âd ve Semud kavimleri iki Arap kavmi idi. Âd kavmi Yemen’de, Semud kavmi ise Mekke yakınlarında yaşıyordu. Yüce Allah, Âd kavmine Hz. Hud -aleyhisselâm-’ı, Semud kavmine ise Hz. Sâlih -aleyhisselâm-’ı peygamber olarak göndermişti. Diğer inkârcı kavimler gibi bu iki kavim de peygamberlerini yalanlamışlar ve yaptıkları yanlışlardan vazgeçmek istememişlerdir. Allah, kendilerine düşünme ve gerçeği bulabilme yeteneği verdiği hâlde, şeytanın vesveselerine kapılarak gerçekleri görmekten uzaklaşmışlardır. Sonunda diğer inkârcı toplumlar gibi helak edilmişlerdir.
Mesaj:
- Şeytan kötü şeyleri süsleyerek güzel gösterir.
- Allah Teâla, bizlere doğruyu bulabilmek için akıl ve basiret vermiştir.
Kelime Dağarcığı:
Mesâkin: Meskenler, evler, konaklama yerleri, sürekli yerleşim yerleri.
Sebil: Yol; çözüm; kurtuluş.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Ankebût Suresi 38. Ayet Tefsiri:
- Âd ve Semûd’u da helâk ettik. Onların başına nelerin geldiği, harap olmuş meskenlerinden size açıkça belli olmaktadır. Şeytan onlara amellerini süsleyip püsledi de, böylece onları doğru yolu tutmaktan alıkoydu. Halbuki onlar gerçeği görebilecek kadar zeki ve uyanık kimselerdi.
Âd ve Semûd kavimleri aslında dünya işlerine akılları iyi çalışan, uyanık, zeki ve becerikli kimselerdi. Fakat âhireti bırakıp sırf dünyaya yönelmek akıllılık değil, ahmaklıktır. Zira Resûl-i Ekrem (s.a.s.) akıllı ile ahmak kimseyi şöyle tarif buyurur:
“Akıllı kişi, nefsinin kötü arzularına hâkim olup ölüm sonrası için çalışandır. Ahmak ise, nefsinin kötü arzuları peşinde gittiği halde Allah’tan öylesine dileklerde bulunup durandır.” (Tirmizî, Kıyâmet 25; İbn Mâce, Zühd 31)
Bu yüzdendir ki, akılları âhirete değil dünya işlerine çalışan bu nasipsizler, şeytana tâbi oldular, onun tahrikiyle yaptıkları kötülükleri iyi bir şey sandılar ve doğru yoldan saptılar. Netice yine peygambere muhalefet ve yine feci bir helak oldu.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!