Allah Katında Değer Kazanmanın Formülü

Sahabenin gözünde dünyayı çakıl taşı derecesine düşüren şey nedir? Zenginlik ile imtihanlarında nasıl bir tutum sergilediler? Allah indinde değer kazanmanın formülü nedir?

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“Duydum ki evliyânın tuttuğu taş gümüş olurmuş. Sen belki «böyle şey olmaz» dersin. Fakat buradaki incelik ve asıl kastedilen mânâ şudur:

İnsan, Hak Teâlâ’nın takdîrine rızâ gösterince, onun nazarında taş ile gümüş bir olur. Nitekim çocukta bir ihtiras ve tamah olmadığı için, onun elinde altınla toprak birdir.”

Ashâb-ı kirâm, Allah Rasûlü’nün mânevî terbiyesinde mesafe katettikçe fânî muhabbetler gönüllerinde sıfırlandı, dünya gözlerinde küçüldü, âdeta bir çakıl taşı gibi ehemmiyetsiz hâle geldi.

Kuzey Afrika, Şam, İran ve daha birçok memleket fethedildi. Ganimetler Medîneʼye aktı, beytüʼl-mâl dolup taştı. Zenginlik arttı. Fakat ashâb-ı kirâmın evinin geometrisi, dekoru, aksesuarı değişmedi.

Zira onlar, esas hayat olan âhireti dünyaya tercih eden bir gönül ufkuna eriştiler. Dünya muhabbetleri onların nazarında ehemmiyetini yitirdi. Onlar dâimâ; “Yarın nefislerimizin varacağı konak, kabir olacak.” şuuruyla, âhiret odaklı bir dünya hayatı yaşadılar.

ALLAH KATINDA DEĞER KAZANMANIN FORMÜLÜ

Kalpler takvâda mesafe aldıkça, Allah indinde değer kazandı. Koyu bir karanlığa gömülmüş olan câhiliye toplumundan, fazîlet semâsının yıldız şahsiyetleri meydana geldi.

İslâm Fıkhı’nın mühim sîmâlarından biri olan Karâfî (v. 684) bu hakîkate işaretle şöyle der:

“Peygamber Efendimiz’in hiçbir mûcizesi olmasaydı, yetiştirdiği ashâb-ı kirâm, O’nun nübüvvetine delil olarak kâfî gelirdi.”[1]

Peygamberlerin “vahyi tebliğ, kitap ve hikmeti tâlim”in dışındaki diğer bir vazifesi de “kalpleri tezkiye” etmektir. Yani Cenâb-ı Hakkʼın râzı olmadığı her türlü mânevî kirlerden temizleyerek kalpleri “selîm” hâle getirmektir. İşte gerçek simya da budur, yani kalplere Allah katında kıymet kazandırmaktır.

Peygamber vârisi olan âlim ve âriflerin esas kerameti de gönülleri Cenâb-ı Hakkʼın sevip râzı olduğu kıymetli bir kıvama ulaştırmalarıdır. Yoksa taşı-toprağı altına çevirmek değil…

Kalpleri bâtılın işgâlinden ve değersiz meşgalelerle uğraşma gafletinden kurtarıp Hak ile meşguliyete sevk etmek, böylece onu “kalb-i selîm”e dönüştürmek, ebedî saâdet sermayesidir. Âyet-i kerîmelerde buyrulduğu üzere:

“O gün (kıyâmet günü), ne mal fayda verir ne de evlât.

Ancak Allâhʼa kalb-i selîm (tertemiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (eş-Şuarâ, 88-89)

Şâir Bağdadlı Rûhî de bu hakîkati mısrâlarına şöyle aksettirir:

Sanma ey hâce kim senden zer ü sîm isterler,

Yevme lâ-yenfeuʼda kalb-i selîm isterler!..

“Ey efendi / ey tâcir! Mal ve evlâdın fayda vermeyeceği hesap gününde, senden altın ve gümüş isteyeceklerini sanma. O gün senden ancak kalb-i selîm isterler.”

İşte bütün mesele, Hak katında değerli olan o kalbî kıvamı elde edebilmektir. Bunun yolu da Peygamber vârisi âlim ve âriflerin irşâdına gönül vermek, onların rehberliğine muhabbetle tâbî olmaktır.

“Şeb-i Arûs”unun sene-i devriyesinde bulunduğumuz Mevlânâ Hazretleriʼnin, âdeta bir “mânevî rehabilite merkezi” olan gönül dergâhına işaretle, şâir ne güzel seslenir:

Ey saâdet mülkünün hünkârı Pîr;

Sende sır var,

Sende sekrân[2] kâinâtın raksı var,

Her giren câhil girer dergâhına,

Her çıkan dânâ[3] çıkar… (Bekir Sıtkı Erdoğan)

Hak dostu âlim ve âriflerden en büyük istifâde, onların irşâdıyla nefislerimizi tezkiye, gönüllerimizi tasfiye ederek “kalb-i selîm”e ulaşabilmektir. Şu hâdise, Hak dostlarının bu vasfına ne güzel bir misaldir:

Mahmud Sâmi Ramazanoğlu -rahmetullâhi aleyh-’in bir talebesi, geçirdiği bir buhran sebebiyle mânen zaafa uğrar ve sarhoş bir vaziyette Hazretʼin kapısına gelir. Kapıyı açan kişi:

“‒Bu ne hâl! Hangi kapıya geldiğinin farkında mısın?!” diye azarlayınca, o bitkin adamcağız:

“‒Beni merhametle kucaklayacak başka kapı var mı ki!..” diyerek çâresizliğini dile getirir.

Olup bitenleri içeriden işiten Sâmi Efendi, hemen kapıya gelir ve gönlü yaralı talebesini içeriye buyur ederek, onu can sarayına alır. Onun vîrâne olmuş gönlünü, merhamet, şefkat ve muhabbetle ihyâ eder. Bu zarif üslûpla irşâda mazhar olan o şahıs da bütün menfî hâllerinden kurtularak zamanla sâlihler zümresine dâhil olur.

Velhâsıl Hak dostlarının en büyük kerâmeti, gönüllerde yaptıkları müsbet inkılaplardır, güzel değişimlerdir.

Dipnotlar:

[1] Karâfî, el-Furûk, Dâru’s-Selâm, 2001, IV, 305.

[2] Sekran: Mânevî sarhoşluk.

[3] Dânâ: Âlim.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Aralık, Sayı: 478

İslam ve İhsan

NASIL TAKVA SAHİBİ OLUNUR?

Nasıl Takva Sahibi Olunur?

HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYE’DEN NASİP ALMANIN YOLLARI

Hakikat-i Muhammediye’den Nasip Almanın Yolları

GÖNLÜ GAFLET VE KASVETTEN KORUMANIN YOLU TAKVÂ

Gönlü Gaflet ve Kasvetten Korumanın Yolu TAKVÂ

BİR KULUN SÂHİP OLMASI GEREKEN ALTI HUSUSİYET

Bir Kulun Sâhip Olması Gereken Altı Hususiyet

DÜNYA HAYATININ AHİRET HAYATI KARŞISINDAKİ HİÇLİĞİ

Dünya Hayatının Ahiret Hayatı Karşısındaki Hiçliği

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle