Aile Hayatının Önemi ve Vazifelerimiz

İslam'da aile hayatının önemi nedir? Ailedeki vazifelerimiz neler? Sağlıklı bir aile hayatı için neler yapmalıyız?

Bugün müslümanların aile hayatı:

Bugün maalesef aile müessesesine ciddî bir saldırılar var. Aileyi tahkim etmek, vazifemiz, güçlendirmek. Aile çözülürse, din de vatan da zaafa uğrar.

Neslin korunması ve yetişmesinde, aile ihmal edilmesi kadar kötü bir şey yoktur. Aile bizim kalemizdir. İfsat hareketlerine uyanık olmak durumundayız.

Bugün baktığımız zaman, Âd Kavmi, Semud Kavmi, Keldânî Kavmi, Lût Kavmi, bunların edepsizlik, ahlâksızlıkları bugün yaşanmaya başladı. Tekrar devir, câhiliye devrine döndü.

Bugün de mü’min, İslâmî hayatın her safhasında İslâmî gayretleri artıracak.

Aile demek, nikâh demektir. Yani nikâh da iffet demektir. Erkeğin de kadının da şeref ve kıymeti, nikâh ile akdedilen ailede gerçekleşir.

Tarafeynin / ikisinin de Cenâb-ı Hak adına söz vermesidir.

Şimdi diyorlar ki, bir kağıt parçası mı diyorlar nikâh diyorlar. Kağıt parçasından ne olur diyorlar. O kağıt parçası değil, iki tarafın Cenâb-ı Hak adına söz vermesidir nikâh.

İffet, insana mahsus bir keyfiyettir. İffetsizlik ise insanlık haysiyetinden uzaklaşmaktır. Ailenin kuruluşu, sevk ve idaresi, korunması, mesken ve mektep olması, ciddiye alma durumundayız.

Ailelerin temelleri takvâ üzerine atılmalıdır. Evlenmeye mânisi olan bekârları evlendirmek, önce anne-babanın, sonra toplumun bir vazifesidir.

İmkân olduğu hâlde evliliği geciktirmek, şerre kapı açmaktır.

Vakıf ve derneklerin, hattâ varlıklı kardeşlerimiz, evlenmek isteyip de evlenemeyen gençlerimize yardımcı olmalıdır.

Fakat burada küfüv şarttır. Ona da dikkat etmek lâzım. Mizaçların, karakterlerin aynı olması lâzım.

Efendimiz buyuruyor:

“Bir kız dört sebepten alınır. Fakat siz müttakî, takvâ olanları tercih edin.” buyuruyor. (Bkz. Buhârî, Nikâh, VI, 123; Müslim, Radâ, 53)

Onun için, muhterem -Allah râzı olsun- pederimiz Mûsâ Efendi, her sene Üsküdar’da bahçede düğünler yapardı. Orada on kişi, beş kişi, yirmi kişinin düğünleri olurdu.

Tabi bu âdetleri canlandırmamız lâzım.

Yani evlilikte dindarlık ve ahlâk güzelliğinin öne alınması zarûrîdir. Evliliği zorlaştırmak, fitne kapısı aralamaktır. Yani çok lüks vs. şu bu istemek. Mütevâzı kurulur, Cenâb-ı Hak… İş, eşyanın, geometrinin şeyiyle saadet olmaz, kalplerle saadet olur.

Yani en hayırlı sadaka-i câriye, evliliğe vesîle olmaktır. Erkek ya da kızlarımıza, sâlih-sâliha eş bulmak ve onların evliliğine vesîle olmak durumundayız.

Mevlânâ Hazretleri diyor ki:

“Bir ayakkabı diyor, bir ayağa dar gelirse, öbürünün faydası yoktur.”

Bugün maalesef gençler evliliğe eş bulmada kendi hâllerine bırakılıyor. Bu da muvâfık olmuyor. Sonra gelip geçiyor. Mahkeme kapılarına düşüyorlar.

Evliliğin temeli de haram iş ve davranışlarla atılmamalıdır. Nişan sonrası sanki nikâhlanmış gibi beraberlik doğru değildir. Nikâhlarının kıyılması lâzımdır.

Düğünlerde ihtilâta dikkat edilmelidir. İsraf ve lüks düşünülmemelidir. Lüks mekânlarda şatafatlı düğünler, patlatılan havaî fişekler, bunlar doğru değil. Bunlar harama yol açar.

Efendimiz buyuruyor:

“Hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden mes’ûlsünüz. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes’ûldür. Kadın, kocasının evinin çobanıdır, o da sürüsünden mes’ûldür.” (Buhârî, Ahkâm, 1; Müslim, İmâret, 20)

Ailede bir iş bölümü vardır. Erkek ve kadın, fıtratları, istîdatları, sıfatları birbirinden farklıdır. Herkesi yerli yerince istihdam etmek gerekir.

Rasûlullah Efendimiz onun için kadının ve erkeğin vazifesini “siz çobansınız” buyurarak ayırmıştır.

Maalesef bugün internet, televizyon, birtakım akımlar, aileden, evlilikten, annelikten soğutarak, sokak ve dış dünyada kendisini teşhir etmeye sevk etmektedir.

Sanki nâdide bir çiçek, kaldırımlarda, ayaklar altında ezdirilmekte ve çiğnetilmektedir. Bu ne kadar hazin bir faciadır!

Maalesef bugün nice kadınlar, gösterişlerin esiri olmuş kalabalıklarda, mütecâviz nazar ve tavırların insafına terk edilmektedir.

Erkek, ailesine karşı cömert ve merhametli olacak.

“Sizin en hayırlınız, ailenize en güzel muamelede bulunanınızdır.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 50; Dârimî, Nikâh, 55)

“Eğer aranızda bir ihtilaf olursa, ailenizin iyi huylarını düşünün.” buyruluyor. (Bkz. Müslim, Radâ‘, 61)

Kadına şiddet ve tâciz gündemdedir. Bıçaklanan, yaralanan, öldürülen kadın haberleri gazeteleri doldurmaktadır. Boşanmalar artmakta, evlâtlar sokakta kalmaktadır.

Batı’da, Avrupa’da aile çökmüş, nüfus azalmaya yüz tutmuş, kadın-erkek evlilik dışı çirkinliklerin girdabında boğulmaktadır. Hâlbuki şanlı mazimiz ortadadır. 1400 senelik tarihimizde kadına şiddet ve tâcizden bahsedilmez.

Onun şeref ve haysiyetini koruma vardır. Öyle sâliha bir anne, ömürlük bir teşekküre lâyıktır.

İslâmiyet sadece insana ve kadına değil, hiçbir varlığa şiddete müsamaha etmez. Hayvanata eziyete müsaade etmez. Eğer bir tegaddî zarureti yoksa, bir avcılığa da müsaade etmez. Bir can yakmaya müsaade etmez.

Tabi bugün baktığımız zaman, kadına şiddet vâkıaları gördüğümüz zaman, bu iki taraftan kadın mı haklı, erkek mi haklı bu meçhul. Fakat ikisinin de olan şey, dînî terbiyeden uzak kalmasıdır.

Eskilerde bu vazifeyi bir dergâhlar görürdü. Dergâhlar iki tarafı da tesellî ederdi. Tabi bu yok bugün.

Onun için tek bugün çâre, evlâtlarımızı ufak yaşta dînî terbiye ile yetiştirmektir.

Tabi bu, Avrupa’dan ithal ve taklit kanunları, sonu gelmeyen boşanma davaları, erkeklere boşandığı hanıma zorla ömür boyu nafaka ödetmek gibi problemler, meselenin adlî diğer sıkıntıları…

Cenâb-ı Hak -inşâallah- irfan sahibi, muhlis kullarından eylesin cümlemizi.

لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

“…Onlar üzülmeyeceklerdir, korkmayacaklardır...” (Yûnus, 62)

Âyet-i kerîmenin şümûlüne cümlemizi dâhil eylesin.

Lillâhi Teâle’l-Fâtiha!..

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AİLE HAYATI

Peygamber Efendimizin Aile Hayatı

HUZURLU ÂİLE HAYATI NASIL OLUR?

Huzurlu Âile Hayatı Nasıl Olur?

HUZURLU BİR AİLE HAYATI İÇİN NELER GEREKLİDİR?

Huzurlu Bir Aile Hayatı İçin Neler Gereklidir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.