ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİ KİMDİR?

Hindistan’da yaşayan âlim ve evliyânın en büyüklerinden, Altın Silsile’nin 28’inci halkası; Abdullah Dehlevî Hazretlerinin hayatı...

Gulâm Ali diye de bilinir. Hicrî 1156 (m. 1743) senesinde Pencap vilâyetinde doğmuştur. Nesebi Hazret-i Ali’ye ulaşır.

Babası Şâh Abdüllâtîf Efendi zâhid ve mücâhid bir zât idi. Helâl lokmaya çok dikkat ederdi. Hattâ bundan dolayı, kırlarda yetişen meyvelerle iktifâ ettiği çok olmuştur.

Abdullah Dehlevî Hazretleri genç yaşlarda Delhi’ye gitti. Oradaki sâlihlerin sohbetlerinde bulundu. Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzedip tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerini tahsil etti. Hadîs-i şerîf rivâyeti için icâzet aldı. Yine genç yaşta Mazhar Cân-ı Cânân Hazretlerinin dergâhına gitti. Hazret:

“–Oğlum, bizim yolumuz çile yoludur. Sen, mânevî zevk ve şevk bulunan başka bir yere git!” buyurdu. Dehlevî Hazretleri:

“–Benim arzum sizin yolunuzdur!” deyince:

“–O hâlde mübârek olsun!” buyurdu ve onu talebeliğe kabûl etti.

Abdullah Dehlevî Hazretleri uzun müddet geçim sıkıntısı çekti. Eski bir hasırı yatak, bir tuğlayı da yastık yaptığı günler oldu. Ancak tevekkül ve teslîmiyetine hiç halel gelmedi. Üstâdının yanında uzun yıllar mânevî terbiye gördü. Nihâyet üstâdı ona irşâd icâzeti verdi.

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN İRŞAD HAYATI

Abdullah Dehlevî Hazretleri, üstâdının vefâtından sonra irşâda başladı. Dergâhta zikir ve murâkabelerin yanında fıkıh, hadîs-i şerîf, tefsir ve tasavvuf dersleri de verirdi. Ziyarete gelenlere ikramlarda bulunur, onlarla olan görüşmelerini kısa tutar, sıkıntılarını giderdikten sonra müsâade ederdi. Onlara, vakti dâimâ mühim şeylere hasretmeyi, dünyaya aldanmayıp takvâda merhale katetmeyi tavsiye ederdi.

Hakkı ve hayrı tebliğ etmek, onun karakteri hâline gelmişti. İnsanları yanlışlıklardan ve haramlardan sakındırma hususunda kimseden korkmazdı. Sultâna bile hiç çekinmeden îkaz mektubu yazmıştı.

Abdullah Dehlevî g henüz hayatta iken irşad halkası o kadar genişledi ki, halîfeleri, Rum diyarının en ücrâ köşelerine, Şam’dan Çin’e, doğudan batıya kadar bütün dünyaya yayıldı. Âlim ve sâlihlerden yüzlercesi, uzak diyarlardan gelip sohbetinden istifâde etti.

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN FAZİLETLERİ

Abdullah Dehlevî g gecelerini zikir ve ibadetle ihyâ ederdi. Uyku galebe çaldığında seccâdesinin üzerinde sağ yanına yatardı. Yüksek edebinden dolayı, ayaklarını uzatarak yattığı hiç görülmedi. Ekseriyetle diz üstü oturarak uyurdu. Vefâtı da bu edep hâli üzere, yani diz üstü otururken olmuştur.

Çok Kur’ân-ı Kerîm okur ve onu dinlemekten büyük bir lezzet alırdı. Çok cömertti. İnfâk ederken gizliliğe titizlikle riâyet ederdi. Büyüklerin, bilhassa da Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin rûhuna hediye olmak üzere çeşitli yemek ve tatlılar hazırlatır, fakirlere ikram ederdi.

Malı nisab miktârına ulaştığında, üzerinden bir sene geçmesini beklemeden hemen zekâtını verir, kalanını da infâk ederdi. Müslümanlara çok şefkatli ve merhametli idi. Geceleri uzun uzun ümmet-i Muhammed’e duâ ederdi.

Abdullah Dehlevî Hazretlerinin meclisinde lüzumsuz sözler sarf edilmezdi. Birisi gıybet etse ona mânî olur ve:

“–O söylediğin söze ben daha lâyıkım!” derdi. Oruçlu olduğu bir gün, yanında sultânı kötülediler. Hazret:

“–Eyvah, orucumuz bozuldu!” buyurdu. Bir talebesi:

“–Efendim, siz gıybet etmediniz ki!” dediğinde ise:

“–Evet, biz gıybet etmedik, ama dinledik. Gıybette, söyleyen de dinleyen de aynıdır.” buyurdu.[1]

Abdullah Dehlevî Hazretleri insanların şahsî hatâlarını görmezden gelir ve ayıp örtmeyi çok severdi. Birisi Dehlevî Hazretlerinden ödünç aldığı bir kitabı bir müddet sonra getirip Hazret’e satmak istedi. Dehlevî Hazretleri o kitabı medhederek satın aldı. Bir talebesi:

“–Efendim, bu kitap zâten sizin kütüphânenize âittir. Damgası da üzerindedir.” dedi. Dehlevî Hazretleri:

“–Bir kâtip aynı kitaptan birkaç nüsha yazmıştır.” diyerek meseleyi kapattı ve o kimseyi mahcup etmedi.[2]

Abdullah Dehlevî Hazretleri dünya metâına hiç îtibâr etmezdi. Sultan ve devlet adamları, dergâhın ihtiyaçlarına sarf edilmek üzere para gönderip Hazret’in kabûl buyurması için yalvarırlardı. Ancak o, bunları nâzik bir üslûpla geri çevirirdi.

Son derece zarif ve temiz bir insandı. Güzel kokuyu severdi.

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN TEVAZUU

Abdullah Dehlevî Hazretleri çok yüksek makamlara sahip olmasına rağmen dâimâ tevâzû ve hiçlik hâlinde yaşardı. Bir gün karşıdan gelen bir köpeğe bakarak:

“–Yâ Rabbî! Şu mahlûkun hürmetine bana merhamet eyle! Ben kimim ki her taraftan insanlar, Cenâb-ı Hakk’a kavuşmak için akın akın geliyor, bizi vesîle ediniyorlar. Hâlbuki ben, o gelenlerin hatırı için Rabbimden istiyorum!” buyurdu.[3]

Tevâzû ve hiçliğin, tasavvuf yolunun esâsı olduğunu şöyle ifâde ederdi:

“Dâimâ istiğfâr üzere, hep suçlu ve mahcup, sürekli kırık kalpli olmak, bu işin hiç şaşmayan, en doğru ifâdesidir.”[4]

Mütevâzı gönlünden dökülen samîmî ifâdelerle müzeyyen bir mektubunda şöyle buyurur:

“Bu ihtiyarın ömrü hep günahlarla geçti. Bilhassa şikâyet, gıybet, insanlara dil uzatmak, onları kötülemek, büyükleri tanıyamamak, onların hâllerine îtirazda bulunmak, huşû ve huzûrdan mahrum kılınan bunca namaz, tecvide riâyet etmeden yapılan bunca kıraat, boş ve lüzumsuz şeyler karıştırarak tutulan oruçlar, mânâsı düşünülmeden yapılan tilâvetler, Allah Teâlâ’yı hatırlamadan geçen zamanlar, haşyet hissinden uzak geçen vakitler ve gafletle alınıp verilen nefesler, amel defterimizi kararttı.

Yazıklar olsun, binlerle yazıklar olsun! Cihan bağına gül toplamak için geldik, ama diken hamallığı yapıyoruz.

Yazıklar olsun, binlerce yazıklar olsun ki, sıhhat, âfiyet, rahatlık ve birçok imkânlar verildiği hâlde, hepsinin şükründe kusur ettik.

Eyvahlar, binlerce eyvahlar olsun ki, bize Kur’ân-ı Kerîm ve Resûlullah Efendimiz gibi iki muazzam nîmet lûtfedildiği hâlde onlara da lâyıkıyla şükredemedik. Hâlbuki şükre şâyan en büyük nîmetler bunlardı.

Allah korusun! Şaşkın vaziyetteyiz! Zira yarın kıyâmette hangi yüzle Allah ve Resûl’ünün huzûrunda kabûl göreceğiz? Bu ne biçim anlayışsızlıktır?! Bu kadar liyâkatsiz bir hâl ile şefâat ve mağfirete nâil olmak, Allah Teâlâ’nın rahmeti yetişmezse imkânsızdır. Allah Teâlâ, kaçırdığımız fırsatları ancak lûtf u keremi ile tekrar ihsân edebilir, yoksa hiçbir özrümüz yok!

İnnâ lillâh. (Biz ancak Allâh’a âidiz.) Ölüm başucumuzda, kıyâmet ise çok yakın! İşe yarayan hangi ameli işledik? Sâlih kullar cennete gidip, nîmetler içinde ve Allah Teâlâ’nın cemâlini seyrederek mütelezziz olurken, biz gâfiller, elli bin senelik olan o günde hesap için tutuluruz. Vâh hâlimize! Keşke dünyaya hiç gelmeseydim. Bugün bunları düşünmek zorundayız ki, yarın üzülmeyelim!

Amel-i sâlihlere sarılalım! Seher vakti kalkıp, gözlerden hasret yaşları akıtalım. Bizden önce yaşayan Hak dostlarının ne mücâhedeler yaptıklarını ve ne büyük fedâkârlıklarda bulunduklarını işitiyoruz. Allah Teâlâ bizlere gayret ve utanma versin!”[5]

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN HİZMETİ

Abdullah Dehlevî Hazretleri, hizmetin ehemmiyet ve faydalarından bahsederek şöyle buyururdu:

“Hizmet görmek isteyen, hocasına hizmet etsin! İnsanı, aşağı mertebelerden en yüksek makamlara ulaştıran, hizmettir. İnsanı toprak derekesinden göklerin yüksek derecelerine çıkaran da edeptir.”[6]

“Mürîdin riyâzatla olan terakkîsi, hizmet sebebiyle olan terakkîsinin yüzde biri bile olamaz. Bu kadar senelik iş, hizmetle bir anda müyesser olur. Hizmet, mü’mini ilâhî lûtuflara nâil eyler.”[7]

“Önceki büyükler, talebelerine hizmet verirlerdi. Zira hizmet, gönül âleminin terakkîsine ve âhiret sevâbına vesîle olur. Bir şahıs üstâdının huzûruna gelmiş ve:

«–Efendim, bana bir hizmet emrediniz!» demiş. Üstâdı:

«–Bütün hizmetler talebelere taksîm edildi. Şu anda size verilecek bir hizmet yok. Ancak kırdan yeşillik ve benzeri şeyler getirebilirsin!» buyurmuş.

O şahıs her gün başının üzerinde demet demet yeşillikler getirirmiş. Bir gün rüyasında görmüş ki kıyâmet kopmuş ve hesap başlamış. İnsanlar bir ateş deryâsından geçiyormuş. O da hemen başının üzerindeki yeşillikleri ateş deryâsına atıp üzerine oturmuş ve rahatça geçmiş.”[8]

Resûlullah Efendimiz’e Muhabbeti

Abdullah Dehlevî Hazretleri, gönlü Peygamber aşkıyla dolu bir Allah dostu idi. Yanında ne zaman Resûlullah Efendimiz’in ism-i şerîfleri anılsa, hürmet ve muhabbet duygularıyla coşar, kendinden geçecek gibi olurdu. Şöyle buyururdu:

“Biz muhabbet şerbetini içenlerdeniz. Bizim muhabbetimizin artmasına sebep olan, kalplerimize çeşit çeşit lezzetler bahşeden hadîs-i şerîfler ve salevât-ı şerîfelerdir.”[9]

“Sübhânallâh! Resûlullah Efendimiz’in hadîs-i şerîflerini okuyunca, şaşılacak feyizler ve bereketler zuhûr ediyor.”[10]

“İnsan eğilerek oturunca «محمد: Muhammed» lâfzının şekli gibi bir şekil alıyor. Bu oturuş tarzıyla baş «mim» harfi şeklinde, iki omuz «ha», bel ikinci «mim» harfinin halkası gibi, iki bacak da «dal» harfi gibi oluyor. Bu şekilde oturup O büyük Peygamber’in mübârek isminin murâkabesi yapılırsa bundan pek çok feyz gelir.”[11]

“Bir defasında Cehennem korkusu beni kapladı. Çok mahzun oldum. Bir de baktım ki rüyamda Resûlullah Efendimiz teşrîf ettiler ve:

«–Cehennem ateşinden korkma! Her kimin Biz’e muhabbeti varsa, o Cehennem’e düşmeyecek!» buyurdular.”[12]

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN BAZI TAVSİYELERİ

Abdullah Dehlevî Hazretlerinin, gönülleri irşâd eden güzel tavsiyelerinden bir kısmı şöyledir:

“Faydasız sözler konuşmak ve gıybet etmek, orucun sevâbını giderir. Gıybet, ibadetlerin sevâbını yok eder. Gıybetten sakınmak vâciptir. Zahmet çekerek, sıkıntılara katlanarak ibadet yapıp da, bunun sevâbını yok etmek, büyük bir akılsızlıktır. Ameller Allah Teâlâ’ya arz olunur. Gıybeti ve faydasız sözleri Rabbimizin huzûruna göndermemiz, edepten çok uzak bir davranıştır.”[13]

“Tarîkat işlerinde, kalp hâllerinde ve bedenle yapılacak amellerde şerîatin emirlerine uygun olanı yapmak, bu yolda farzdır. Gaflet ehlinden uzak durmak, vakti sâlih amellere hasretmek, hep kalbe ve kalple de Allah Teâlâ’ya yönelmek, zikretmek, teheccüde kalkmak, seher vaktini gaflet uykusuyla geçirmemek, gözden muhabbet pınarları akıtmak, az konuşmak, az uyumak, az yemek, gâfil insanlar arasında oturmamak ve her zaman sabır, kanaat, tevekkül, teslîmiyet ve rızâ hâlinde bulunmak gerekir. Allah Teâlâ’yı isteyenlerin hâlleri böyle olur.

Tevhid sırlarının zuhûru, zikrin çokluğuna bağlıdır. Zikirle çok meşgûl olmak, aynı zamanda muhabbetin artmasına sebep olur. (Cenâb-ı Hakk’a gerçekten) iştiyak duyan kişi, vehim ve hayâle (fânî zevklere) râzı değildir. Ömrünün sonu geldiği hâlde, olması gereken kıvâma gelemeyen kişiye yazıklar olsun! Zamanını boş, lüzumsuz şeylerle geçiren kimselere yazıklar olsun!”[14]

“Çok zikretmek gerekir. Zira çok zikretmeden kalp açılmaz. Zikirsiz, teveccühsüz ve Allah Teâlâ’ya muhtaç olduğunu düşünmeden bir an bile geçirilmemelidir. İnsanlar arasında ve onlarla görüşürken de kalben zikirde ve Rabbine karşı uyanık bulunmak îcâb eder. Hakk’ın feyzi nâgâh[15] gelir, lâkin âgâh[16] kalbe gelir![17]

“İnsanlarla münâkaşa, mücâdele ve tartışma gibi, kalbi gaflete düşüren şeylere girmemelidir. Mârifetullah ehlinin yolu budur.”[18]

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN VEFATI

Abdullah Dehlevî Hazretleri mektuplarında ekseriyetle şöyle buyurmuştur:

“Muhabbet hâlinin kapladığı bir zamanda Rabbimi müşâhede ederken can vermek istiyorum. İbn-i Yemîn’in şu (mânâya gelen) kıt’asında ifâde ettiği hâl üzere bu dünyadan gitmek istiyorum:

İbn-i Yemîn’in gönlü kan doldu, ona bakma!

Bak ki o nasıl çıktı bu fânî dünyadan?

Mushaf elde, göz Yâr’da, ayak Dost’un yolunda,

Ecel habercisine gülerek gitti bu diyardan!

Bu arzumun hâsıl olması için himmet ve duâ buyurunuz!”[19]

Dehlevî Hazretleri, vefat hastalığında Tirmizî’nin hadis kitabını sadrı üzerinde tutarak okurdu. Resûlullah Efendimiz’in yaptığı işleri bildiren bir hadîs-i şerîfe rastlarsa, onunla amel ederdi. Hattâ öyle ki Efendimiz’in yediği şeyleri yemeye gayret ederdi. Hastalığı artınca şu vasiyeti yazdırdı:

“Dâimâ Allâh’ı zikrediniz! Hak dostlarına bağlılığınızı muhâfaza ediniz. Güzel ahlâklı olup insanlarla iyi geçininiz. Kazâ ve kader hususunda «Nasıl?» ve «Niçin?» vesvesesinden vazgeçiniz. Din kardeşlerinizle birlik olmayı lüzumlu görünüz. Tevâzû, kanaat, rızâ, teslîmiyet, tevekkül ve ferâgat üzere olunuz. Benim cenâzemi, Âsâr-ı Nebeviyye’nin (Peygamber Efendimiz’e âit mukaddes emânetlerin) bulunduğu Büyük Câmi’ye götürünüz ve Allah Resûlü Efendimiz’den benim için şefâat isteyiniz!”[20]

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN KABRİ NEREDE

Abdullah Dehlevî Hazretleri hicrî 1240 (m. 1824) senesinde vefât etti. Üstâdının sağ tarafına defnedildi.[21]

ABDULLAH DEHLEVİ HAZRETLERİNİN HİKMETLİ SÖZLERİ

  • “Tam bir gönül kırıklığıyla ve kulluk içinde devamlı zikretmek ve Allah Teâlâ’ya yönelmek, Cenâb-ı Hak katında kabûl görmenin ve makbûl olmanın en mühim sebeplerindendir. Bunlardan gâfil kalınmasın!”[22]
  • Muhabbet yolunun nice koşan yolcuları vardır ki dostun muhabbetiyle alevlenip tutuşarak can vermişlerdir. İki cihandan ellerini çekmişler, Mahbûb’un müşâhedesine dalmışlardır. Allâh’ım! Beni Sen’in muhabbetinle dirilt! Muhabbetinle rûhumu al! Muhabbetinle beni haşreyle!”[23]
  • “İlk defa emr bi’l-mârûf yaptığın kişiye kolaylık göstermek gerekir.”[24]
  • “Bizim yolumuzda dört şey zarurîdir. Eli haramdan çekmek, ayağı haramdan alıkoymak, dîne tam sarılmak ve tam yakîn sahibi olmak.”[25]
  • Tasavvuf; Allah Teâlâ ile olmak, güzel ahlâk ile ahlâklanmak ve şerîate uymaktır. Allah Teâlâ’dan uzaklaştıran her şeyi kalpten çıkarıp, bütün uzuvların Muhammed Mustafâ Efendimiz’e uymakla ziynetlenmesidir.”[26]
  • “Allah katında makbûl bir kul olabilmenin miyârı, Peygamber Efendimiz’e tâbî olmaktır. Bir yolda bulunan insanların îtikādında, ahlâkında, amellerinde ve hâllerinde Habîbullah Efendimiz’e tam bir itaat ve bağlılık bulunmazsa, o tarîkat revaç bulup devam etmez.”[27]
  • “Asr-ı Saâdet’e uygun olmayan bir şeyin kıymeti yoktur. Hangi yol ve hangi amel olursa olsun, eğer Efendimiz’in ashâbının yoluna benzemiyorsa, tehlikelidir.”[28]
  • “Nefsinin arzularına tâbî olan kişi, nasıl Allâh’a kul olabilir ki?!”[29]
  • “İnsanlar dört kısımdır: Nâmerdler, merdler, civanmerdler, ferdler.

–Dünyayı isteyen nâmerd,

–Âhireti isteyen merd,

–Âhiretle birlikte Hak Teâlâ’yı isteyen civanmerd,

–Yalnız Hak Teâlâ’yı isteyen ferddir.”[30]

  • Teslîmiyet makâmına ermeden kulluk tam olmaz. Teslîmiyet ve rızâ, seyr u sülûk makamlarının en son mertebesidir.”[31]
  • “Ehlullah, hangi işi yaparlarsa yapsınlar, ezanı işittiklerinde hemen onu bırakıp namaza koşarlar.”[32]
  • “Benlik; ilâhlık taslamak demektir. Benliğin kökünü kazımadıkça Allâh’a vâsıl olamazsın!”[33]
  • “Resûlullah Efendimiz’den sonra ümmet içinde zuhûr eden kemâl, kimden zuhûr ederse etsin, Resûlullah Efendimiz’in kemâlidir.”[34]
  • “Dünya hayatı bir gündür, o günde de oruç tutmamız lâzımdır. (Yani nefsimizi günahlardan alıkoymamız îcâb eder.)”[35]
  • “Her kim, gece yarısından sonra bin defa «Yâ Rab, yâ Rab!» derse, her müşkülü kolaylaşır, her murâdı hâsıl olur ve yaptığı duâlar kabûl edilir.”[36]

[1] Abdülganî bin Ebî Saîd, Hüvelganî Risâlesi, s. 152.

[2] Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 151.

[3] Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 150.

[4] Abdullah Dehlevî, Mekâtîb-i Şerîfe, s. 65, no: 65.

[5] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 158, no: 91.

[6] Raûf Ahmed, Dürrü’l-Meârif, s. 124-125.

[7] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 68.

[8] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 149.

[9] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 94.

[10] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 81.

[11] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 84.

[12] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 152.

[13] Abdullah Dehlevî, Mekâtîb-i Şerîfe, s. 107, no: 85.

[14] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 31, no: 16.

[15] Nâgâh: Ansızın, birdenbire.

[16] Âgâh: Uyanık, haberdar, bilgili, ârif.

[17] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 135, no: 90.

[18] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 67, no: 66.

[19] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 97, no: 79; s. 217, no: 108.

[20] Evliyâlar Ansiklopedisi, I, 76.

[21] Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 148-167; Abdülhayy Hasenî, el-İ‘lâm/Nüzhetü’l-Havâtır, VII, 392-395.

[22] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 25, no: 11.

[23] Abdullah Dehlevî, Makâmât-ı Mazhariyye, s. 22.

[24] Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 153.

[25] Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 153.

[26] Abdullah Dehlevî, Mekâtîb-i Şerîfe, s. 105, no: 85.

[27] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 88, no: 75.

[28] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 225, no: 111.

[29] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 26; Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 156.

[30] Abdülganî bin Ebî Saîd, a.g.e, s. 157.

[31] Abdullah Dehlevî, a.g.e, s. 79, no: 71.

[32] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 36.

[33] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 44.

[34] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 126.

[35] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 143.

[36] Raûf Ahmed, a.g.e, s. 148.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

ALTIN SİLSİLE

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle