Abdullah Bin Ümmü Mektum (r.a.) Kimdir?

Abdullah Bin Ümmü Mektûm (r.a.) kimdir? Hakkında ayetler inen sahabi Abdullah Bin Ümmü Mektûm'un (r.a.) hayatı...

Abdullah Bin Ümmü Mektûm radıyallahu anh bir Kur'an hâfızı. Hakkında "Abese" sûresi indirilen bir âmâ aşık. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ikinci müezzini... Gönlünü İslâma açan ilk mü'min yiğitlerden...

Abdullah Bin Ümmü Mektûm, Hazret-i Hatice annemizin dayı oğludur. Mekke'li olup Kureyş'tendir. Babası, Kays, annesi Atîke'dir. Yeni dinin geldiği ilk günlerde İslâm'la şereflendi. Diğer mü'minler gibi Kureyş müşriklerinin zulmüne uğradı. İlk Müslümanların çilelerini, ıztıraplarını o da çekti. Fakat müşriklerin bu eziyetleri işkenceleri onu sarsmadı, gevşetmedi ve imanından döndürmedi. Aksine daha gür imanla Allah'a ve Resûlüne bağlılığını, itaatini sağladı. Bu yolda sebat edip fedakarlığını artırdı. Sonra Medine-i Münevvere'ye hicret etti.

ABESE SURESİNİN HİKAYESİ

O, İslâm'ı öğrenme aşkıyla yanan bir gönle sahipti. Devamlı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizden yeni şeyler öğrenmek için çırpınırdı. İslâm'ın ilk günleriydi. Mekke-i Mükerreme'de Kureyş'in ileri gelenlerinden üç-beş kişiye Rasül-i Ekrem (s.a) Efendimiz İslâm'ı anlatıyordu. Bu esnada İbni Ümmi Mektûm (r.a) oraya geldi. Peygamberimizin sesini duyunca' 'Ya Resulallah Allah'ın sana öğrettiğinden bana da öğret" dedi. Orada bulunanlardan habersiz olan İbni Ümmi Mektûm direk söze girdi. Bu davranış Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin hoşuna gitmedi. İslâm'a girmelerini ümit ederek Kureyş'in ileri gelenleriyle ilgilendi.

İbni Ümmi Mektûm (r.a) birkaç defa aynı sözü tekrar etti. Cevap alamadı. Onun bu ısrarına Resûl-i Ekrem (s.a)'in canı sıkıldı. Sessiz kaldı ve yüzünü çevirdi. Kureyş'in ileri gelenlerine yönelerek onlara İslâm'ı anlatmaya devam etti. İbni Ümmi Mektûm'a cevap veremedi. Konuşma bitip oradan ayrılınca Cebrail aleyhisselam "Abese" sûresini getirdi. Allah Teala bu sûre ile Habibini ikaz buyurdu. Yapılan hareketin yanlış olduğunu duyurdu. İnanan insan her zaman kıymetliydi... Önce ona değer vermek gerekliydi... Onunla ilgilenmemek hata idi...

ABESE SURESİNİN MEALİ

Allah Teala bunu Abese sûresinde şöyle ilan etti:

1.Yüzünü ekşitti ve döndü

2.Kendisine âmâ geldi, diye.

3.Ne bilirsin, belki o temizlenecek?

4.Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek

5.Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,

6.Sen ona yöneliyorsun.

7.Onun temizlenmesinden sana ne?

8.Ama sana can atarak gelen,

9.Allah'tan korkarak gelmişken,

10.Sen onunla ilgilenmiyorsun,

11.Hayır, hayır, sakın. Çünkü o Kur'an bir öğüttür.

12.Artık dileyen onu düşünür.

13.O, değerli sahifelerdedir

14.Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde

15.Yazıcıların ellerindedir.

16.Değerli iyi yazıcıların.

Ne yüce ölçüler!.. Ne yüce davranış!.. Ne yüce ahlak!.. Allahım biz kullarını o yüce ahlakla donat!.. İnanan kardeşimizin kıymetini bilenlerden eyle!.. Bize bu engin sermayeyi lutfeyle!.. Kur'an ahlakıyla o yüceliklere ulaşmayı müyesser eyle!.. Amin.

Rabbimiz, bu âyetlerle Habibini uyarınca, iki Cihan Güneşi (s.a) Efendimiz Abdullah Bin Ümmi Mektûm (r.a)'ı sık sık evinde ziyaret etti. Karşılaştığı her yerde "Ey hakkında Rabbimin beni itâb ettiği zât merhaba!" diye iltifat etti. Ona daha fazla alâka ve sevgi gösterdi. Hâne-i Saâdetlerine alıp götürdü. Ridasını altına yayarak üzerine oturttu. Onunla karşılıklı sohbet etti. Gönlünü almak için daha sıcak ve yakından ilgilendi.

O, hicret izni verilince Medine'ye ilk gelenlerden oldu. Mus'ab (r.a) île birlikte halkın arasına girip onlara Kur'an okudu. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz de hicret edince Bilâl île onu müezzin tayin etti. Nöbetleşe ezan okur, kâmet getirirlerdi. Ramazan-ı Şerifte Müslümanlar onun ezanıyla sahura kalkar, Bilâl'in ezanıyla da oruca başlardı. Nöbetle teheccüd ve sabah ezanını okurlardı.

MESCİT KUŞU

O sohbet âşığıydı. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizle beraber olmak onun sohbetinde bulunmak en büyük gıdasıydı. Ondan aldığı zevki, tadı hiçbir şeyde bulamıyordu. Evi Mescid-i Nebî'ye uzaktı. Âmâ olduğu için de gelip gitmesi zordu. Fakat bu zorlukları aşarak daima mescide giderdi. Çünkü aşk ferman dinlemezdi. Adeta o bir mescit kuşu Ravza kuşu, olmuştu.

Abdullah Bin Ümmi Mektûm (r.a) bir defasında Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizi ziyaret için hane-i seâdetlerine geldi. Huzura girmek için izin istedi. O sırada Sevgili Peygamberimiz, Ümmi Seleme île Meymüne radiyallahu anha annelerimizle beraber oturuyordu. İbni Ümmi Mektûm (r.a)'a izin verdi. Hanımlarına da "Siz şu tarafa çekilin " buyurdu. Validelerimiz: "Ya Resûlullah! Onun iki gözü de görmüyor" dediler. Bunun üzerine iki Cihan Güneşi Efendimiz: O görmüyorsa siz de görmüyor değilsiniz ya!" buyurdu.

İşte İslâm hassasiyeti ve işte dünyamız... Nerede kaldı o yüce ahlakın değerini anlayanlar... O iffet duygularını koruyanlar...

ÂMÂ ŞEHİT

O, cihattan da geri kalmak istemiyordu. Sevgili Peygamberimiz âmâ olması sebebiyle onu Medine'de vali olarak bırakıyordu. O ise bizzat savaşa katılmak istiyordu. Cihatla ilgili ayetler nazil olunca "Ya Resullallah!' gücüm yetseydi cihada katılırdım "diyerek üzüntüsünü belirtti. Bir seferinde çok içlendi ve özür sahibi olanlara bir çıkış yolu lutfetmesi için Rabbimize yalvardı. Duasına icabet olundu ve "inananlardan yerlerinde oturanlar bir olmaz. Özür sahibleri hariç " mealindeki ayeti celile nazil oldu. Rahatlar gibi oldu. Fakat cihat ruhu onu bırakmıyordu. Kadisiye savaşına katıldı. Arkadaşlarına "Beni saflar arasında durdurunuz. Sancağı elime veriniz. Onu sizin için taşıyayım. Nasıl olsa, ben kaçmaya gücü olmayan bir âmâyım' diyerek onlara moral verdi. Üç gün şiddetli çarpışmalar karşısında kaldı. Fakat sancağı elinden bırakmadı. Savaşın sonunda sancağa sıkıca sarılmış vaziyette şehit olarak bulundu.

Cenab-ı Hak bizlere bu âşık, kahraman yiğitin hayatından ibret almayı ve onun şefaatlerine ermeyi nasib eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1996 - Şubat, Sayı: 120

SAVAŞA KATILAN KADIN SAHABİLER

Savaşa Katılan Kadın Sahabiler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.