Abdest, Gusül ve Teyemmüm İle İlgili Ayetler

Kuran'da abdest nasıl anlatılıyor? Eğer abdest veya gusül almamız gerekirse ve su bulamazsak ne yapmalıyız? Kuran'da bununla ilgili ayetler neler? Kuran'da geçen abdest, gusül ve teyemmümle ilgili ayetleri nasıl anlamalıyız? Dr. Murat Kaya anlatıyor...

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın)! Eğer cünüp olduysanız boy abdesti alın! Hasta yahut yolculuk hâlinde bulunursanız veya biriniz tuvaletten gelirse ya da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî münasebette bulunmuşsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin! Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.” (el-Mâide, 6)

“Ey îmân edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de -yolcu müstesnâ- gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın! Eğer hasta olur yahut seferde bulunursanız veya biriniz hâcet yerinden gelir ya da kadınlara dokunur da suya güç yetiremezseniz o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin: Niyetle yüzünüze ve ellerinize mesheyleyin! Şüphesiz Allah çok affedici ve çok mağfiret edicidir.” (en-Nisâ, 43)

Cünüp olan kişiye gusletmenin farz oluşu, bu âyet-i kerîmelerle sabittir.

“Cünüb” kelimesi “uzaklık” mânâsınadır. Bu kelimenin insan için kullanılması, temizleninceye kadar namaz kılınan yerlere yaklaşamıyor olmasındandır.

GUSÜL’DEN EVVEL ABDEST ALMAK

Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in zevce-i tâhiresi Hz. Âişe (r.a)’dan şöyle rivâyet edilmiştir:

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) cünüplükten kurtulmak için yıkandıkları zaman önce ellerini yıkamakla başlarlardı. Sonra namaz için abdest alır gibi abdest alırlardı. Sonra parmaklarını saçlarının arasına sokup diplerini hilallardı. Sonra başlarının üzerine elleriyle üç avuç su dökerler, ondan sonra da bedenlerine su dökerek suyu vücutlarının her tarafına ulaştırırlardı.” (Buhârî, Gusül, 1)

*****

Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in zevce-i tâhiresi Hz. Meymûne (r.a)’dan şöyle rivâyet edilmiştir:

Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) namaza abdest alır gibi abdestlerini aldılar, yalnız ayaklarını yıkamadılar. Bacak aralarını ve oralara isâbet eden yıkanacak şeyleri de yıkadılar. Sonra kendi üzerlerine su döktüler. Sonra durdukları yerden biraz geri çekildiler ve ayaklarını yıkadılar. İşte Efendimiz (s.a.v)’in cünüplükten gusletmeleri bu şekilde idi.” (Buhârî, Gusül, 1)

BU HADİS VE AYETLERDEN NE ANLAMALIYIZ?

Abdest ve gusülden önce elleri yıkamak müstehaptır, eller kirli ise yıkamak vaciptir.

Daha sonra avret yerlerini yıkayıp necâseti gidermek gerekir. Rivâyette bunun abdestten sonra zikredilmesi sıralamayı göstermek için değildir.

Avret yerlerini temizledikten sonra da elleri sabunlamak, buna imkân yoksa toprakla ovalamak gerekir.

Gusülden evvel alınan abdest, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in fiiliyle sâbit olmuş bir sünnettir, farz değildir. Gusül abdesti aynı zamanda namaz abdesti yerine de geçer. Sadece gusül abdesti alan kişi ayrıca abdest almasına gerek kalmadan namaz kılabilir.

Birinci rivâyette Efendimiz (s.a.v) abdestlerini tam almışlar, ayaklarını da yıkamışlar, ondan sonra bütün vücudlarını yıkamışlardır. Bu, suyun birikmediği, akıp gittiği yerde aldıkları gusüldür.

İkinci rivâyette ise abdest alırken ayaklarını yıkamadıkları, en sonunda gusül bittikten sonra yıkadıkları naklediliyor. Bu da su biriken bir yerde guslettikleri zamandır. Böyle bir durumda ayaklar en sona bırakılır, hafifçe yer değiştirilerek su birikintisinin olmadığı bir yerde ayaklar yıkanıp banyodan çıkılır.

Saç ve sakalın diplerini hilallamak, yani parmakları aralarına sokup suyu diplerine ulaştırmak îcâb eder. Bu, gusülde vâcib, abdestte sünnettir.

GUSÜL ABDESTİ (BOY ABDESTİ) NASIL ALINIR?

Gusül Abdesti (Boy Abdesti) Nasıl Alınır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.