1 Değil 2 Hicret Sevabı Vardır

Esmâ bint-i Umeys (r.a) ve Hz. Ömer (r.a.) arasında geçen ibretlik hadise ve sahabenin sevinçle dinlediği hadisi şerif.

Habeşistan’a hicret edip Hayber fethi esnâsında deniz yoluyla Peygamber Efendimiz’e gelen kâfiledekilerden biri de Esmâ bint-i Umeys (r.a) idi. Esmâ, Meymûne vâlidemizin ana bir kardeşi ve Hz. Câfer’in hanımı idi. O bir gün Peygamber Efendimiz’in zevcesi Hafsa vâlidemizi ziyaret için yanına gitmişti. Az sonra kızı Hafsa’nın yanına Hz. Ömer de geldi. Ömer (r.a) Esmâ’yı görünce:

“–Bu kim?” diye sordu. Hafsa vâlidemiz:

“–Esmâ bint-i Umeys” dedi. Hz. Ömer lâtîfeli bir şekilde:

“–Şu Habeşistanlı mı? Şu deniz yolculuğuna katılan kadın mı?” diye sordu. Esmâ (r.a):

“–Evet” cevâbını verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer:

“–Hicrette biz sizi geçtik, binâenaleyh Peygamber Efendimiz’e yakın olmaya sizden daha çok hak sahibiyiz” dedi.

Esmâ (r.a) kızdı ve:

“–Hayır vallahi yanıldın ey Ömer! Siz Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte idiniz. O sizin aç olanınızı doyuruyor, câhil olanınıza nasihat ediyordu. Biz ise Habeşistan’da uzaklarda, yabancı ve kâfir insanlar arasında kovulmuş bir vaziyette yaşıyorduk. Bu da Allah ve Rasûlü uğrundaydı. Allah’a yemin olsun ki senin söylediklerini Peygamber Efendimiz’e haber vermedikçe ne yemek yer ne de su içerim. Biz oralarda eziyetlere mâruz kalıyor ve korkutuluyorduk. Bunu Allah Rasûlü’ne söyleyeceğim ve işin hakikatini soracağım. Vallahi ne yalan söyler ne yanlış bir yola kayar ne de söylediklerine bir şey ilave ederim, hâdise nasıl vukû bulmuşsa aynen naklederim” de­di.

Rasûlullah (s.a.v) gelince Esmâ (r.a):

“–Yâ Nebiyyallah, Ömer şöyle şöyle söyledi” dedi.

Rasûlullah (s.a.v):

“–Sen ona ne dedin?” buyurdu. O da:

“–Şunları şunları söyledim” dedi.

Allah Rasûlü (s.a.v):

“–O benim nezdimde sizden daha fazla hak sahibi değildir. Onun ve arka­daşlarının bir hicreti, sizin ise ey gemi yolcuları iki hicretiniz vardır” buyurdu.

Hz. Esmâ der ki:

“Habeşistan’dan gemiyle birlikte geldiğimiz Ebû Musa el-Eş’arî ve diğer ashâb-ı kirâm fevc fevc geliyor ve bana bu hadîs-i şerifi soruyorlardı. Dünyada onları Allah Rasûlü’nün bu sözünden daha çok sevindiren ve gönüllerinde bundan daha büyük başka bir şey yoktu. Hele Ebû Mûsâ (r.a) bu hadîsi bana tekrar tekrar anlattırıyor ve Efendimiz’in kendileri hakkındaki sözünü defalarca dinlemekten doyumsuz bir zevk alıyordu.” (Buhârî, “Meğâzî”, 36; Müslim, “Fedâilü’s-Sahâbe”, 169.)

Bu tür rivayetler Mü’minlerin Anneleri’nin problemlerin çözümünde, ilmin gelişmesinde ve İslâm’ın neşrinde ne kadar mühim bir rol oynadıklarını göstermektedir.

Kaynak: Doç. Dr. Murat Kaya, Müminlerin Annelerinden 111 Hatıra

İslam ve İhsan

İLMİN ANAHTARI SORMAKTIR

İlmin Anahtarı Sormaktır

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.