TUVALET TEMİZLEYEREK NEFSİNİ TERBİYE ETTİ

0

Nefsini terbiye etmek maksadıyla mürşidi tarafından kendisine  verilen tuvalet temizleme vazifesini yerine getiren Mevlânâ Hâlid-i Bağdadi Hazretleri nefsinin, önüne çekmek istediği gaflet perdesini, ihlâs, samimiyet ve teslîmiyet sâikasıyla aşması…

Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri bir gün helâ taşlarını temizleme işinde bir hayli yorulmuştu. Nefsi, bir an onu zayıf bulup gönlüne birtakım vesveseler vermeye başladı:

“–Ey Bağdat ve Şam diyarlarının eşsiz ilim deryâsı! Ey ağniyâ ikliminin Mevlânâ Hâlid’i! Deli mi, velî mi olduğu belirsiz bir kişinin sözüyle kalktın, nice yollar aşarak tâ buralara kadar geldin. Hani aradığını buldun mu? Baksana ortada ne tâlim terbiye var, ne seyr u sülûk! Aylardır gece gündüz sana helâ temizletmekten başka ne yaptılar? Bu muydu senin aradığın ledünnî ilim?..”

Bu tehlikeli iğvâ karşısında şiddetle irkilen Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri, nefsinin, önüne çekmek istediği gaflet perdesini, ihlâs, samimiyet ve teslîmiyet sâikasıyla derhâl parçalayarak:

“–Ey nefsim! Şayet mübârek hocamın verdiği şu şerefli vazifeyi minnet bilmeyip bir nefes bile ondan imtinâ edecek olursan, sana yerleri süpürge ile değil, sakalımla süpürtürüm!..” dedi.

MÜSTESNA TALEBE

Onun bu hâlini Abdullah Dehlevî Hazretleri, uzaktan tebessümle seyrediyordu. Bu hâdiseyle birlikte nefsinin son hamlelerini de mağlûb eden Mevlânâ Hâlid’in kovasını ve süpürgesini artık meleklerin taşımaya başladığını gördü. Ayrıca o âna kadar su taşımaktan yara içinde kalmış olan omuzlarından semâya doğru uzanan bir nur parıldamaya başlamıştı. Buna son derece memnun olan Hazret-i Pîr, bu müstesnâ talebesini yanına çağırdı:

“–Oğlum Hâlid! İlimde eşsiz bir mertebeye ulaşmıştın. Ancak onu mâneviyatla tezyîn etmen gerekliydi. Bunun için de nefs terbiyesi ve kalp tasfiyesine ihtiyacın zarurî idi. Yoksa nefsin seni gurur ve kibir bataklığına sürükleyip helâk edecekti. El-hamdü lillâh ki, şu an nefsini ayaklar altına alarak kemâlâtın zirvesine tırmandın. Artık işini melekler görür oldu.

Evlâdım! Kendilerine intisab etmiş olduğumuz seyyidlerimiz, şerîat, tarîkat, hakîkat ve mârifete ermiş kimselerdir. Şimdi sen, bir müceddid olarak onların bir halkası oldun. Artık bütün iklimlerin irşâdı seni bekliyor! Allah Teâlâ himmetini âlî eylesin!”[1]

Abdullah Dehlevî Hazretleri, hizmet, mücâhede ve çetin riyâzetlerle vazifelendirdiği bu büyük talebesi ile bundan sonra sık sık halvet oldu. Husûsî ve derûnî dersler okuttu.

Daha beş ay geçmeden üstâdı Abdullah Dehlevî Haze ona huzur ve müşâhede ehlinden olduğunu müjdeledi. Mevlânâ Hâlid g, üstâdının gözbebeği hâline geldi. Basit hizmetleri dahî büyük bir tevâzû ile îfâ ederek nefsini iyice küçük düşürüyor, ağır riyâzetlerle nefsinin arzularını kırmaya gayret ediyordu. On ay sonra zamanının bir tânesi ve Hak dostlarının numûne-i imtisâli hâline geldi.

Nihâyetinde üstâdı ona, Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çiştiyye tarîkatlerinde tam ve mutlak icâzet verdi. Bunların yanında hadis, tefsir, tasavvuf gibi ilimlerde ve kendi hazırladığı hizb ve evrâdı rivâyet etme hususunda icâzet verdi. Sonra da kat’î bir emirle, memleketine gidip mâneviyâta susamış insanları irşâd etmesini söyledi.[2]

DİPNOTLAR

 

[1] Bkz. Heyet, Evliyâlar Ansiklopedisi, VIII, 185-186.

[2] Bkz. Abdullah Dehlevî, Mekâtîb-i Şerîfe, s. 83, no: 73; İbn-i Âbidîn, Sellü’l-Hüsâm, s. 322; İbrahim Fasîh, a.g.e, s. 131.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar