NEYİ BEKLİYORUZ?

0

Hani meşhurdur yıpranan ve yorulan bir yapıyı elden geçirip tazeleyen kuruluşlar; yapının girişine büyükçe bir resim asarlar. Önceki hali/sonraki hali. Yani bu yapıyı şu vaziyetteyken bu vaziyete getirdik. Biz de Ramazan’dan önceki mânevî hayatımızın, nefsimizin bir resmini koysak bir tarafa, diğer tarafa da sonrasının. Karşılaştırsak; İşte Ramazan ayından önceki ibadetlerimiz, işte sonrası. Neler değişmiş mesela bir baksak…

“İman edenlerin Allah’ın zikri ve onun katından inen hak sözler ile kalplerinin ürpereceği zaman daha gelmedi mi?” (Hadid, 16)

Minarelerden toplandı mahyâlar.

Müezzinler, mevlîdhanlar, elve­dâ­larla uğurladılar azîz misâfiri. –Elvedâ! Ya şehri mübârek elveda!-

Şevval hilâli göründü, şeytanların zincirleri çözüldü.

İhtiyarlarımızın sakalını ninelerimizin yaşmağını ıslattı firâk gözyaşları.

Küçüklerimiz unutulmaz hatıralar derdiler mübârek mevsimden; kimi ufaklıklar ilk kez mânâ iklimine dokundu. İlk defa tam oruç tutanlar, tekne orucu tutanlar, teravihte uyuklayanlar, sahurlarda sendeleye sendeleye kaşık sallayanlar. İftar vaktini ırak görüp bir bardak su için, pideden bir parça koparabilmek için anne-babasından taviz koparmaya çalışanlar ve daha niceleri…

Ramazanı ilk kez beraber ağırladı bazı çiftler, beraber son Ramazanlarını geçirdi bazıları.

Bin bir farklı, nurlu, tabloyu arkasında bırakarak çekildi iklimimizden, Şehr-i Ramazan.

Şimdi vakit muhasebe vakti.

RAMAZAN BİZİ NE KADAR YENİLEDİ?

Hesap günü gelmeden, o günde işimizin kolaylaşması için, kendimizi hesaba çekme vakti.

Üzerinden rahmet, mağfiret, merhamet yüklü bir Ramazan geçmiş, mü’min gönlünü tartma vakti.

Hani meşhurdur yıpranan ve yorulan bir yapıyı elden geçirip tazeleyen kuruluşlar; yapının girişine büyükçe bir resim asarlar. Önceki hali/sonraki hali. Yani bu yapıyı şu vaziyetteyken bu vaziyete getirdik.

Biz de Ramazan’dan önceki mânevî hayatımızın, nefsimizin bir resmini koysak bir tarafa, diğer tarafa da sonrasının.

Karşılaştırsak;

İşte Ramazan ayından önceki ibadetlerimiz, işte sonrası.

İşte Ramazan’dan önceki nefsimiz, işte sonrası.

İşte Ramazan’dan önceki gönlümüz, merhametimiz, sabrımız, işte sonrası.

Neler değişmiş mesela bir baksak.

İbadetlerimizin kırık, döküklerini onarabilmiş miyiz?

Bir baksak namazımıza dirilik gelmiş mi?

Kur’an-ı Kerim’le muhabbetimiz artmış mı mesela bir baksak?

Peygamberimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem’e kalben, kavlen, amelen yakınlaşabilmiş miyiz bir baksak?

Nefsimizin semâvi ülkelere bakan ulvî tarafı imâr ve ihyâ olmuş mu?

Nefsimizin esfel-i safiline bakan, sûfli tarafının kafası, gözü yarılmış mı? Pes etmiş mi?

Gönlümüz yufkalaşmış mı?

Sabrı öğrenmiş miyiz?

Bir baksak yağ bağlamış vicdanımızda kıpırdanma var mı?

Bir baksak Ramazan kurnasında yunup, arınabilmiş miyiz?

Yüz akıyla, utanmadan sıkılmadan bayramı, bayramca kutlayalım öyleyse.

Olumlu cevaplar veremiyorsak bu sorulara, cevaplarken yanağımız kızarıyorsa, yutkunuyorsak,

Zincirinden boşanır boşanmaz; üzerimize hücum edince bizi bıraktığı gibi buluyorsa şeytan, derin bir oh çekiyorsa;

Haram ayların bitişiyle kardeşinin üzerine üşüşüveren cahiliye insanı gibi, yapışıveriyorsak kardeşimizin yakasına, Ramazan hürmetine ara verdiğimiz küslüğümüze devam ediyorsak,

Kesildiği yerden devam ediyorsa gıybet meclislerimiz, çekiştiriyorsak;

Zan hastalığımız, kibir, ucub hastalığımız tedâvi olmamışsa;

RAMAZAN’IN FARKI HAYATIMIZA NE KADAR YANSIDI?

Bizim caddemizde, sokağımızda gezinmemiş;  bizim gökyüzümüze bakmamış, yağmurumuzda ıslanmamış, iklimimizden ancak kuşbakışı haberdar olanlar gibi, ibadetlerini, dualarını, sabırlarını, merhametlerini ramazanla sınırlandıranlar gibi;

Camilerimizi ıssız, tenha bırakıyorsak Şehr-i Ramazan’ın gidişiyle,

Kuran-ı Kerimler’i kaldırıyorsak tozlu raflara,

Sanki öyle ibadetlerle yoğunlaştırılmış, nefsi emarenin üzerine alabildiğince yüklendiğimiz bir mevsimi hiç yaşamamışçasına, o gelmeden önce olduğumuz yerden devam ediyorsak;

Velhasıl Ramazan bir farklılığa, bir değişime, bir yenilenmeye zemin olmamışsa hayatımız da;

Bir duralım orda.

Bir soralım kendimize.

Neyi bekliyoruz?

Hadi teravihleriyle, mukabeleleri, iftarları, sahurlarıyla, orucuyla, tasfîye ve tezkîyesiyle mü’min’in iç dünyasını tanzim edebilecek, dağınıklığını giderebilecek;

Arzu edilen mü’min fotoğrafına yakışmayan kini, hasedi, koğuşturmayı vb. diğer tüm muzır hisleri ve fiilleri budayabilecek en önemli fırsat, Şehr-i Ramazan fırsatını kaçırdık;

Neyi bekliyoruz peki?

Uyanmak için, değişmek için, tövbe etmek, sımsıkı hakka sarılmak için neyi bekliyoruz?

Ramazanda kırılmayacaksa beli nefsi emaremizin ne zaman kırılacak?

Kaç Ramazanı daha ıskalayacağız, kaç teravih, kaç sahur, kaç iftar, kaç oruç buz tutmuş gönlümüzü ısıtmayacak?

Kaç Ramazan kervanına daha yetişemeyeceğiz?

Daha neyi bekliyoruz?

Ramazan’ın dışına çıkıp genişletelim biraz çerçeveyi…

Kaç ayet okunacak üzerimize, kaç vakit namaz geçecek samimi bir şekilde yönelmemiz için Rabbimize?

Kaç cenazeye daha tanık olacağız, kaç hastalık, kaç musibet, kaç bela daha lazım kendimize gelmek için?

Bir sonraki vakit namazı, fırsat değil mi?

Önümüzdeki fedakârlık mevsimi Kurban, fırsat değil mi?

Katıldığımız sohbetler, dinlediğimiz vaazlar, fırsat değil mi?

Daha neyi bekliyoruz?

Gençler fuhuş, alkol, uyuşturucu, gayesizlik girdabında can çekişsin,

Toplumun ahlâkı dinamitlensin,

Ölümler sıradanlaşsın,

Aile kurumu erozyona uğrasın,

İçtimai hayatı edep ve rikkat terk etsin,

Biz bekleyelim öyle mi?

Başımızı kaldırsak Suriye’den yükselen dumanı göreceğiz,

Yine de biz bekleyelim öyle mi?

Orada olamadığımız için dedelerimizin kanının hala sıcak olduğu Balkanlar, Kırım, Kafkasya, Türkistan günden güne kaybetsin kutsallarını,

Afrika’nın falan falan kabilesi, falan falan totemi için on genci kurban etsin, başka bir kabileye savaş açsın; kan dökülsün,

Avrupa maddeye hapsolup, tüm mânevî değerleri inkâr ederek inançsızlık kasırgalarında savrulsun;

Biz de bekleyelim öyle mi?

Önce olmak, sonra oldurmak için bekleyelim öyle mi?

Ramazan bizi kendimize getirmesin, Kurban getirmesin, tilâvet edilsin ayet-i kerimeler yüreğimiz titremesin, namazlar geçsin, mübarek geceler geçsin;

Biz bekleyelim öyle mi?

Yetimler başının okşanması için beklesin,

Birileri bir lokma ekmek beklesin,

Birileri bir kuyunun açılması için beklesin;

Biz de birbirimizle uğraşalım öyle mi?

Harekete geçmek için, aksiyon için hep bir sonrasını bekleyelim öyle mi?

Beklemek, Kuran’ı Kerim’in insan tefekkürüne ondan bin bir ilaç üretmesi için, bin bir virüslü bir kadavra olarak sunulan Beni İsrail’in tipik özelliği. Sofra bekler, peygamberle rabbini savaşa gönderir(!)bekler, buzağıyı kesmez bekler, soğan bekler, sarımsak, mercimek bekler. Bahaneler üretir bekler.

Kıssalardan dersimizi almayıp bekleyelim, bahaneler üretelim öyle mi?

Genciz diyelim,

Yarın mutlaka değişeceğiz, müsaade diyelim,

Bir dahaki Ramazan, bir dahaki Kadir, bir dahaki kurban diyelim,

Bekleyelim öyle mi?

“Erteleyenler helak oldu” diyor Rasûl’u zişan sallâlâhu aleyhi ve sellem.

Kaynak: İbrahim Bozbeşparmak, Altınoluk Dergisi, 377. Sayı

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
SAMİ EFENDİ’NİN KUL HAKKI HASSASİYETİ

Allah dostlarının kul hakkı husûsundaki ince düşünüşleri, bizler için güzel bir numûnedir. Hak dostlarından Ramazanoğlu Mahmud Sâmi Hazretleri, hukuk tahsili...

Kapat