MANEVİ SOHBETE ÖNEM VEREN HAKİKAT YOLCULARI

0

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Nakşibendiyye yolunda “sohbet”in çok mühim bir esas olduğunu sık sık hatırlatır ve şöyle buyururdu: “Bu tarîkatte, (mânen) faydalanma ve faydalandırmanın esas noktası sohbettir. Sohbette söz ve yazıyla iktifâ edilmez. (Bunlarla birlikte «kalbî beraberlik» de lâzımdır.)”[1]

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, Hâce-i Ahrâr Hazretleri’nden şöyle nakleder:

“Dervişlerle beraberdik. Cuma günü duâların kabûl edildiği vakitten söz açıldı. «Bu vakti yakalamak müyesser olursa Allah Teâlâ’dan ne istemek lâzımdır?» diye soruldu. Herkes bir şey söyledi. Sıra bana gelince şöyle dedim:

«–O vakitte cem‘iyyet[2] erbâbının sohbeti istenmelidir. Zira bütün saâdetler onun içinde mevcuttur.»”[3]

SOHBETİN EHEMMİYETİ

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, bir mektubunda da sohbetin ehemmiyetini şöyle ifâde buyurmuştur:

“Fırsat (dünya hayatı) çok azdır. O hâlde bu fırsatı işlerin en mühimine sarf etmek zarurîdir. Bu da, kalbi dâimâ Allah ile olan sâlih insanların sohbetinde bulunmaktır. Ne olursa olsun hiçbir şeyi sohbete denk tutma! Görmüyor musun, sahâbe-i kirâm, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile sohbetleri sâyesinde peygamberler dışındaki herkesten üstün oldular. Ashâbın dışındakiler -ister Veysel Karanî olsun, isterse Ömer bin Abdülazîz- hepsi de sahâbeden aşağı derecededirler. Hâlbuki bu sâlih insanlar en üst derecelere ulaşmış ve Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile sohbetin dışında bütün kemâlâtın zirvesine ermişlerdir…

Eğer Veysel Karanî Hazretleri, sohbetin bu derece üstün olduğunu bilseydi, hiçbir mânî onu Efendimiz’in sohbetinden alıkoyamazdı ve o, bu fazîlete hiçbir şeyi tercih etmezdi.”[4]

DİPNOTLAR

[1] İmâm-ı Rabbânî, a.g.e, III, 396, no: 69.

[2] Cem‘iyyet: Sâlikin bütün himmetini Allâh’a teveccüh noktasında toplaması ve mâsivâyı terk edip sadece O’nunla meşgul olması hâlidir. Diğer bir ifâdeyle, kalpte hâsıl olan mânevî toparlanma, huzûr ve Allah Teâlâ ile beraberlik hâlidir.

[3] İmâm-ı Rabbânî, a.g.e, III, 398, no: 70.

[4] İmâm-ı Rabbânî, a.g.e, I, 428, no: 120.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar