HAK İLE MEŞGUL OLMAYAN KALBİ, BÂTIL İŞGAL EDER!

0

Bir mü’minin düşünmesi lâzımdır, “Ben kendimden ne kadar mes’ûlüm? Çoluk-çocuğumdan ne kadar mes’ûlüm? İçinde yaşadığım toplumdan ne kadar mes’ûlüm? İnsanlığa güzel ve örnek bir müslüman şahsiyeti sergileyebiliyor muyum? Yaşayışımla, hâl ve tavırlarımla İslâm’ın güler yüzünü aksettirebiliyor muyum?”

Sahâbe neslini düşünmeli… Sahâbe-i kirâm bu mes’ûliyeti kendisinde ne kadar hissetti? Niçin Medîne-i Münevvere’nin güzel hurmalıklarını bırakıp da tâ Çin’e kadar gitti? Semerkand’a kadar niye gitti?

Tâbiînden Ukbe bin Nâfî, büyük bir iştiyak ve fedâkârlıkla fütûhâta devam ederken karşısına okyanus çıkınca, atını okyanusa sürüp:

“–Yâ Rabbî! Şu okyanus olmasaydı Sen’in yolunda cihâd ederek önümdeki beldelerde ilerlemeye devam ederdim!” demişti. (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Beyrut 1385, IV, 105-106)

Dînin aşk, vecd ve istiğrak hâlinde tebliğ edilmesi, onlarda nasıl bir îman heyecanı hâline geldi? Bu nasıl bir duyuştu, nasıl bir idrâk edişti? İşte biz de selef-i sâlihîni örnek alarak mes’ûliyetimizin idrâki içinde olmak durumundayız.

Kâmil ruhlar, ebedî kurtuluşa erebilmek için, etraflarında eğitim, hizmet ve merhamet ile kurtarılacak başka insanlar ararlar. Onlar kazandıkları her insanın muhteşem ecri, kaybettikleri her insanın da ağır vebâli altında olduklarının şuurundadırlar.

Fizik boşluk kabul etmediği gibi gönüller de boşluk kabul etmez. İmâm Şâfiî Hazretleri’nin buyurduğu gibi;

“Sen nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.”

GÖNÜLLER BOŞLUK ETMEZ

Geçtiği topraklara bereket saçacak güzel bir akarsuyun, doğru mecrâyı bulamayarak, bir lağım çukuruna akması ne hazindir. Günümüzde de insanlar, ekseriyet itibârıyla selde sürüklenen âvâre kütükler misâli dehşetli bir gaflet ve şuursuzluk içinde, karanlık meçhullere doğru akıp gitmektedirler.

Biz kendi insanımızı bu akıntılardan kurtaramazsak, onlara başkaları istedikleri şekli ve hâli vereceklerdir. Zira fizik boşluk kabul etmediği gibi gönüller de boşluk kabul etmez. İyi veya kötü birileri tarafından muhakkak doldurulur. Bardak boş olursa kimi asit doldurur, kimi içki. Biz o bardağı İslâm’ın âb-ı hayâtıyla, cennet kevserleriyle, rahmet zemzemleriyle doldurursak ona başkası müdâhale edemez.

Günümüzde maalesef kitleler israf ediliyor. Dışta ve içte, bilinen ve bilinmeyen pek çok düşmanın tesiriyle iffetsizlik, ahlâksızlık, kısa yoldan köşe dönmecilik yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Toplum olarak uçuruma doğru sürükleniyoruz.

Bulunduğumuz devir, çok nâzik bir devir… Allah muhâfaza buyursun, “Uydum kalabalığa!” deyip İslâmî duruşumuzdan tâviz verirsek, Kur’ân-ı Kerîm’de ilâhî azâba dûçâr oldukları haber verilen kavimlerden ne farkımız kalır?

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Sohbet ve Âdâbı, Erkam Yayınları.

Paylaş.

Yorumlar