Yemâme Halkının Reisi Sümâme Bin Üsâl'ın Müslüman Oluşu

Yemâme halkının reisi Sümame Bin Üsal (r.a) kimdir? Nasıl Müslüman oldu?

Sümame Bin Üsal hicretin altıncı senesinde Kabe'yi tavaf etmek ve putlara kurban kesmek niyetiyle Mekke'yi Mükerreme'ye doğru yola çıktı. Medine-i Münevvere yakınlarına gelince Resûllullah'ın seriyyelerine rastladı. Şehrin çevresinde nöbet tutan seriyye onu yakalayıp Medine'ye getirdi. Mescid'in sütunlarından birine bağladılar. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz namaz için mescide çıktığında Sümame'yi bağlı olarak gördü. Ashabına: "-Kimi yakaladığımzı biliyor musunuz? diye sordu. Ashab: "Hayır ya Resûlallah" dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.) Eendimiz; "Bu Sümame İbni Üsal el-Hanefî'dir. Ona güzel davranınız." buyurdu.

Hane-i saadetlerinden Sümame'ye yemek gönderdi. Devesini sağıp sabah akşam sütünün verilmesini emretti... Sonra kendileri onun yanına geldi ve: "Ey Sümame! Ne düşünüyorsun? Benden ne bekliyorsun?" diye sordu. O da: "içimde hayır ümidi var. Eğer öldürürsen sizden bazılarının kanını akıtmış birini öldürmüş olursun... Eğer affedip, beni bağışlarsan, size teşekkür edecek birine ihsan etmiş olursun... Eğer benden kurtuluş fidyesi olarak para ve mal istersen sana dilediğin kadar veririm." dedi.

Sevgili Peygamberimiz onu birkaç gün kendi haline bıraktı. Yiyecek içecek ve deve sütü götürülerek hizmete devam edildi. İki Cihan Güneşi Efendimiz müteakip günlerde tekrar yanına gelip aynı soruyu sordu. O da aynı cevabı verdi. Bunun üzerine Fahr-i Kainat (s.a.) Efendimiz: "Artık Sümame'yi salıveriniz." buyurdu.

EN SEVİMLİ YÜZ

İpleri çözülüp serbest bırakılan Sümame mescitten çıkıp gitti. Bir hurma bahçesine girdi. Kuyudan çektiği su ile güzelce temizlendi ve tekrar mescide döndü. Resûlullah (s.a.) Efendimizin huzuruna geldi ve kelime-i şehadet getirdi, İslam'la .şereflendi. Peşinden: "Ya Resûlallah! Vallahi önceden bana yeryüzünde senin yüzünden daha sevimsiz bir yüz yoktu... Şimdi senin yüzün bütün yüzlerin en sevimlisi oldu. Senin dinin bana en sevimli din oldu. Senin şehrin bana en sevimli şehir oldu." diyerek gönlündeki iman sıcaklığını, Resûlullah'a sevgisini ve teslimiyetini beyan etti.

UMRE YAPAN İLK MÜSLÜMAN

Sümame (r.a.) bundan sonra: "Ya Resûlallah! Senin atlıların beni Mekke yolunda yakaladılar. Şimdi ne buyurursunuz?" dedi. iki Cihan Güneşi Efendimiz onu dünya ve ahiret saadetiyle müjdeledi, ve "Umreni eda etmek için git. Fakat Allah ve Reûlünün yolu üzere eda et." buyurdu.

Sümame (r.a.) Mekke-i Mükerreme'ye vardı. Şehrin içine girince; "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk... Lebbeyk la şerîke leke lebbeyk... İnne'l-hamde ve'n-nimete leke ve'l-mülk... la şerike leke... = Emrindeyim Allah'ım emrindeyim... Emrindeyim Allah'ım senin ortağın yoktur. Ben senin emrindeyim... Hamd nimet ve mülk sana aittir... Senin hiç ortağın yoktur..." diyerek telbiye getirmeye başladı. Yüksek sesle telbiye getirerek yürüyordu. Mekke'li müşrikler telbiye sesini duyunca dehşete kapıldılar. Öfkelerinden kılıçlarını kınlarından çıkarıp sesin geldiği tarafa doğru koştular. Sümame karşısında Kureyşlileri görünce daha gür sesle telbiye getirmeye başladı. Kureyş gençleri onu yakaladılar. Boynunu vurmak istediler. Fakat içlerinden biri: "Sen bunun kim olduğunu biliyor musun? Bu Yemame hükümdarı Sümame Bin Üsal'dir. Eğer ona bir kötülük yaparsanız onun milleti bizden gıda yardımını keser ve bizi açlıktan öldürürler." dedi.

EN HAYIRLI DİN

Bunun üzerine Kureyşli gençler kılıçlarını yere indirdiler. Sonra Kureyşin ileri gelenlerinden biri ona yaklaşarak: "-Neyin var Sümame? Kafayı bozup atalarının dinini mi terkettin?" dedi. O da: "- Kafayı filan bozmadım. Ama en hayırlı dine girdim. Muhammed'in (s.a.) dinine girdim."diye cevap verdi. Sonra müşriklere karşı: "Bu Kabe'nin Rabbına yemin olsun ki, ben Yemame'ye döndükten sonra siz Muhammed'in dinine girmedikçe Yemame'den ne bir buğday tanesi ne de başka bir yardım gelir." diye onları tehdit etti. Kureyşliler birbirine baktı ve kafalarını sallayarak onu serbest bıraktı.

Sümame (r.a.) müşriklerin gözleri önünde Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin kendisine öğrettiği şekilde umresini yaptı. Allah adına kurbanlarını kesti ve memleketine döndü.

TELBİYE GETİREN İLK MÜSLÜMAN

İnsanoğlunun kaderi ne tecellilerle dolu... Hayat sırlar hazinesi... Sümame evinden ne niyetle çıktı başına neler geldi ve sonunda ne yüceliklere ulaştı... İnsan Allah'a yaklaştıkça yücelir, putlardan uzaklaştıkça şereflenir, Resûlüne itaatla kıymetlenirdi... İşte o yeryüzünde ilk telbiye getiren olarak anılıyordu... Rabbimiz bizleri de böyle şerefli işler, hizmetler yapmağa muvaffak eylesin...'Maddeten ve manen güçlü olmayı nasib eylesin... Amin.

Sümame (r.a) memleketine varınca halkına Kureyş'e erzak göndermemelerini emretti. Mekke'de fiyatlar yükseldi. Açlık had safhaya varınca müşrikler çare olarak Reül-i Ekrem (s.a) Efendimize başvurdular. Mektup yazdılar. Hatta Ebu Süfyan bizzat Medine-ı Münevvere'ye geldi ve Resûlullah (s.a) Efendimize çektikleri sıkıntıları anlattı ve:

"Bildiğimize göre sen yakınlarından ilgiyi kesmezsin. Alemlere rahmet olarak gönderildiğini söylersin" diyerek ambargonun kaldırılması için Sümame'ye emir verilmesini rica etti. Şefkat ve rahmet peygamberi Efendimiz de Sümame'ye: "Yemame'den Mekke'ye erzak gönderilmesine mani olma." diye yazdı. O da emre uyarak ambargoyu kaldırdı.

MÜ'MİN SURESİ'NİN MEALİ

Resûl-i Ekrem (s.a.) vefat edince Yemâma halkı İslam'dan çıkmaya başladı. Müseylemetü'l-Kezzab kendi kabilesindendi. Sümame ona karşı büyük tepki gösterdi ve halkını şu sözlerle uyardı: "Ey Hanife oğulları! Aydınlığı olmayan bu karanlık işten sakınınız. Muhammed Allah'ın elçisidir. Ondan sonra peygamber yoktur." dedi ve peşinden şu ayetleri okudu: "Ha mim, Kitabın indirilmesi, güçlü ve bilgin olan Allah katındandır. O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden cezası şiddetli, lutfu bol olandır. Ondan başka tanrı yoktur. Dönüş O'nadır." (Mü'min süresi 1-3)

Sümame (r.a.) halkından Müslüman olanları topladı. Mürtedlerle savaşmak üzere memleketinden çıktı ve bu savaşlarda şehit düştü.

Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar eylesin. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1996 - Nisan, Sayı: 122, Sayfa: 026

İslam ve İhsan

SAHABELERİN HAYATI

Sahabelerin Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.