Yaz Kur’an Kurslarından Dersler

Ebeveynlerin büyük beklentileri, çocukların telefon bağımlılığı ve eğitimcilerin sabırla yoğurduğu sevgi… Yaz Kur’an kursları sadece çocuklara değil, anne babalara da önemli dersler veriyor.

Yaz Kuran Kursu yaklaştıkça telefonlar gelmeye başladı. Arayanlar annelerdi. Her bir annenin ses tonundan endişe seziliyordu. Kurstan beklentileri ortaktı:

“Kızım telefon bağımlısı oldu, düzelmesi için yaz kursuna gitmesini istiyoruz.”

“Kızım bizden uzaklaştı, size gelirse düzelir değil mi?”

“Kızım hiç konuşmuyor, kursa gelip sosyalleşmesini istiyoruz.”

Yaz kursu başlamadan önceki endişeli anneler, ilerleyen zamanlarda çocuklarında değişim görmeyince şöyle sitem ettiler:

“Çocuğum hâlâ niye gece yarılarına kadar telefonla oynuyor?”

“Allah korkusunu niye çocuklara öğretmiyorsunuz?”

“Neden çocuğum hâlâ saygısız?”

YAZ KUR’AN KURSLARINDAN EBEVEYNLERE VE ÇOCUKLARA DERSLER

Zaman kısa, beklentiler büyük… Dört haftada çocuğunun bir anda değişimini bekleyen anneler! Anneler de biliyor bu kısa sürede değişimin olamayacağını ama üstesinden gelemedikleri problemlerin çözümünü Kur’an kursu eğitimcilerine yükleyerek çıkış yolu arıyorlar.      

Dişçi koltuğuna oturan çocuğun ve anne-babasının kollarını birbirine bağlayıp bütün işi dişçiye havale etmesi gibi; ebeveynler de her şeyi kurstan bekleyerek bir nevi dişçi rolünü oynamasını istiyorlar.

“Yumurta içerden çatlarsa hayat, dışarıdan kırılırsa ölüm olur.”

Ebeveynler, değişimi yaz kurslarından, eğitimcilerden bekleyerek yumurtayı dışarıdan çatlatmaya çalışıyorlar.

Kurs, kapılarını yeni öğrencilerine açtığında, çoğu çocuğun anne zoruyla geldiği hâl ve davranışlarından belliydi. Eğitim başladı ama kursta “yaz kursu” olduğu fazla da hissedilmiyordu. Sanki ölüm sessizliği vardı. Ne derste, ne de teneffüste çıt çıkmıyordu. Bunun sebebini hoca hanımlarla konuştuğumuzda şöyle dediler:    

“Öğrenciler çok tepkisiz. Oturdukları yerden kalkmak istemiyorlar. Teneffüste dışarı çıkarıp birlikte top oynamak istiyoruz ama çıkmıyorlar. Birkaçını dışarı çıkarıp oynaması için zorladığımızda sadece durup oyunu izliyorlar. Bu yılki çocuklarda bir fark daha gözlemledik. Çocuklar kendilerine dokundurmuyorlardı. Sabah sporunu yaparken (Sovyet rejimi altında olan bütün ülkelerin kreş ve okullarında sabah ilk dersten önce mutlaka öğrencilere, daha çevik olmaları için toplu hâlde bedeni gevşetme hareketleri yaptırılır.) herkes bir öndeki arkadaşının omuzuna masaj yapması gerekir, bazıları buna izin vermiyordu. Cuma saatinde kucaklaşmak istiyoruz; kendilerini kucaklatmıyorlardı.”

Sosyal medyadaki yeni trendin “Bana dokunmana izin vermiyorum” adlı trend olduğunu bu yaz kursu öğrencileriyle öğrenmiş olduk.

“Duygusuz, tepkisiz, tüketim odaklı, tek başına kalmayı tercih eden bir nesille karşı karşıyayız. Bu çocuklar doğuştan böyle olmuyorlar. Sonradan, sosyal medyanın dayatmasıyla tapılan, hayatın merkezi hâline gelen trendlerle ortaya çıkan yeni tipler” diyebiliriz.

Problem, sadece tepkisiz, duygusuz çocuklarda mı? Maalesef, ebeveynlerin birçoğu da çocuklarına karşı ilgilerini, duygularını yitirmiş durumda. Çocukların bulaşmış olduğu mecralara ebeveynler de bulaştığı için herkes biraz daha “ben” merkezli sanal hayatın tadını çıkarmakta.

Yaz kursunda, problemli bir öğrencinin Kur’an-ı Kerim’e geçmesi üzerine hocası, annesini sevindirmek ister. Annenin tepkisi ise düşündürücü ve çocuğun niye bu kadar aileye tepkili olduğunun cevabını verir mahiyettedir:

“Ne yapayım Kur’an’a geçtiyse, geçti de ne oldu? Yine aynı problemli çocuk!”

Hoca hanımlar, isteksiz gelen çocukların kurstan ayrılırken kursu severek gideceği ümidiyle, ilk anda kursa alışamayan, gözyaşları içinde ayrılmak için tutturan öğrencilerle birebir ilgilenip dil dökerken bir öğrenci, hocasına:

“Burası çok kötü bir yer, durmak istemiyorum.” der.

Tecrübeli hoca hanım, gidiş sebebini az çok tahmin ettiği için elindeki telefonu gösterip:

“Sen bunu özledin, bu sebepten burada durmak istemiyorsun, değil mi?” deyince, öğrenci kurnazca gülüp:

“Evet, aslında burası güzel bir yer ama ben telefonumdan ayrı duramam.” der.

Çocukların, ergenlerin en güzel yanı; münafıklık yapmadan, direkt hissettiklerini söylemeleridir.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek, ileri derecede sigara tiryakisidir. Bir gün kazayla masaya çay dökülür. Masanın üzerinde, konferansta kullanacağı metinler ve sigara paketi vardır. Yanındakiler kâğıtları kurtarmaya kalkınca şöyle der:

“Bırakın notları! Sigarayı kurtarın, sigarayı!”

Öğrenci de tiryakisi olduğu telefonunu hayatın merkezine alarak tercihini göstermiş oldu.

Bir insan ne kadar direnirse dirensin, yenileceği tek şey ilgi ve sevgidir. Çünkü ruh sevgiyle beslenir. Yaz kursu, direnç gösteren öğrencilerin yorgunluğuyla başlasa da, sonu hüzünlü ve huzurlu bitiyordu.

Her yaz kursunun tatlı hatıralarla bitmesi, hoca hanımların yorgunluklarını unutturuyordu.

Önceki yaz kursu döneminden haylaz bir öğrenci, birkaç yıl sonra hocasıyla görüştüğünde: “Hocam ben şu an üniversitede okuyorum. Sınıfımızda ateist öğrencilerin sayısı çok fazla. Yıllar önce geldiğim yaz kursunun tadını, sizlerin ilgi ve sevgisini unutamadım ve o tadı hiçbir yerde bulamadım. O huzuru yeniden yaşamak için fırsat buldukça Kur’an kursunun üniversitelilere yönelik seminer ve kamplarına mutlaka katılmaya çalışıyorum. Hatta yanımda ateist düşünceli arkadaşlardan da getirmeye başladım.” der.

Üstad Necip Fazıl ne güzel söylemiş:

“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!”

Bir kişi bal hırsızlığı yapmaktadır. Çaldığı balları pazarda satar. Kimse şüphelenmesin diye bahçesine kovanlar koyar ama bakımını yapmaz. Sadece kovanların yanına gidip, içindeki arılara:

“Sizin işiniz vız vız demek, balı ben yaparım.” der.

Eğitimcinin işi vız vız demek; balı yapmak, gönüllere ulaştırmak ise Allah’ın işi.

Kaynak: Hatice Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 475

İslam ve İhsan

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Çocuk Yetiştirirken Dikkat Edilecek Hususlar

İSLAM’DA ÇOCUK EĞİTİMİ

İslam’da Çocuk Eğitimi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle