"YA LATÎF" ZİKRİ VE EL-LATÎF İSM-İ CELÎLİNİN MÂNÂSI

Fas'ta Cuma namazının ardından, kalabalık bir cemaat tarafından çekilen "Ya Latîf" zikrinin bir bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.

https://www.youtube.com/watch?v=oLwfvg9cv6M

Cuma namazı Tunus ve Fas gibi ülkelerde her camide öğle ile ikindi arasında değişik zamanlarda kılınmaktadır. Namaz  öncesi bazen Kur'an okunurken bizde olduğu gibi vaaz olayı yoktur. Ancak hutbeler yarım ile bir  saat arasında devam etmektedir. Tunus merkezinde bulunan Zeytuniye Camisinde Cuma namazı  ikindiye yaklaşık 1,5-2 saat önce başlar namazın bitiminden sonra isteyen cemaat topluca Kur'an  okur ve zikir yapar. Caminin bir kenarına toplanan isteklilerden bilenler ezbere, bilmeyenler  yüzünden kendilerine mahsus bir makamla Yasin, Mülk, İhlas,  Felak, Nas, Fatiha, Elif Lam Mim, Ayet'el Kürsi, Haşr suresinin son 2 ayeti ve Esma-i Hüsna'yı topluca, yüksek sesle okuyorlar.

Arkasından "Ya Latif" zikri başlıyor. Bu "Ya Latif" Tunus ve Fas'ta zikrin adıdır. Nasıl biz de "Hu" çekmek deyimi olduğu gibi orda da "Ya Latif" çekmek  yaygın. "Ya Latif" zikri her fırsatta başta sabah ve cuma namazlarından sonra çekiliyor. Şazeliyye tarikatının yaygın olduğu Kuzey Afrika ülkelerinde de tarikatların temel zikridir Ya Latîf.

'Latif' kelimesi Tunus'ta çok yumuşak ve nazik insan  anlamında  kullanılmakta. Genel olarak Tunus'lu insanlar çok yumuşak yapılı insanlardır. Halkın en sık kullandıkları sözlerin başında "Semahni" yani "özür dilerim"  ve "Ayişik" yani "sağol" kelimesi gelmektedir.

LATÎF İSM-İ CELİLİNİN MÂNÂSI

Ya Latîf: Lütuf ve keremi bol olan.. Lütfeden. İnayet ve ihsanı sınırsız olan.. Kulun istek ve ihtiyaçlarını yumuşaklıkla ve kolayca ulaştıran. En ince ve nasıl yapıldığı bilinmeyen işleri bilen, derinliklere ve bilinmezlere nüfuz eden... Bilinen veya bilinmeyen, görülen veya görülmeyen yerlerden, akla, hayale gelmeyen yollardan ve yerlerden kuluna nimetler, hayırlar ve faydalar çıkaran, sürekli lütfeden…

“Allah, kullarına çok lütufkâr, çok şefkatli bol in-lanlıdır. Dilediğini rızıklandırır. O çok kuvvetli ve kudretlidir, çok üstün ve çok güçlüdür.” (Şûra, 41:19)

Allah’ın lütuf ve ihsanları sonsuz ve sınırsızdır. Kullarını, akla hayale gelmeyen, hadde hesaba sığmayan nimetlerle donatıp ikram ve ihsanlarda bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulmaktadır:

“Andolsun ki Allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Al-i Imran, 3:164)

Latîf olan Allah (c.c), mümin kullarına her türlü zor durumda yardım ederek de lütfunu gösterir. Kur’an-ı Kerim’de, geçmiş kavimlerden bildirilen kıssalarda Allah’ın samimi kullarına destekçi olması, onlara lütufta bulunması ile ilgili çeşitli örnekler verilmiştir. Örneğin Allah Hz. Musa’nın kavmini Firavun’un zulmünden kurtarmış ve onları yeryüzüne mirasçı kılmıştır. Bu gerçek ayetlerde şöyle bildirilir:

“Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor,  erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.” (Kasas, 28:4- 5)

Allah iman edenlerin dünyada tek dostu ve velisi olduğu gibi ahirette de onlara yardın edecek, kötülüklerini iyiliklere çevirecek ve onlara lütufta bulunacaktır. Nitekim müminlerin  cennetteki ifadeleri bu gerçeği şöyle bildirir:

Dediler ki: “Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık. Şimdi Allah, bize lütufta bulundu e’hücrelere kadar işleyen kavurucu7 azaptan korudu. Şüphesiz, biz bundan önce O’na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisidir.” (Tur Suresi, 26-28)

“Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, Latîf’tir; Habîr’dir.” (Enam, 6:103)

Allah (c.c), en derin, en gizli bilinmez şeyleri, en ince sırları bilir, derinliklere nüfuz eder. Kişi ile kalbi arasına girer, insan kendi kalbinden geçenlerden haberdar olmadan Allah bilir. Çünkü kalbi yaratan, kapasitesini ayarlayan O’dur:

“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki “Yaratan yarattığını bilmez mi hiç? O Latîf’tir, Her şeyden hakkıyla haberdardır.” (Mülk, 67:14)

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

  • Allah razi olsun cok guzel bir hizmet

Yorum Ekle