Vücudun Sessiz Kahramanları: Alyuvarlar

Vücudumuzun sessiz kahramanları alyuvarların, başkası yaşasın diye kendi varlığından vazgeçtiği muazzam adanmışlık hikâyesi ve şükür yolculuğu.

Yere düşmüş kalemi gördünüz, doğal olarak alıp en yakındaki masaya bırakırsınız.

GÖRÜNMEYEN EMEK: PLAZA YAŞAMINDAN HÜCRELERİN DÜNYASINA

“Plaza yaşamı” kurallarına göre ise bir şey daha yapmanız lazım(mış):

  • Yere düşmüş bir kalem buldum kaldırıyoruuuuum.” diye duyurmak…

“Şahsi reklamın geldiği seviye” denerek küçümsenebilir. Ama o da haksız değil. Sessizce yapıp çekilsem, takdir görmüyorum. Nankörlüğe tepki ve emeğimi koruma benimkisi. İçimizde, azıcık da olsa bir anlayış belirdi. Ne yapsın mecburiyet!

Kıssadan hisse: bizim için çalışanların gayretlerini görelim. Yok saymak, dikkate almamak, çalışanın şahsına ve onu bu donanımlarla mücehhez kılana nankörlüktür. Teşekkürü ihmal etmeyelim.

Diyoruz ama teşekkür etmek için farkında olmak lazım.

Batının yeni “dinlerinden!” birinde şöyle bir anlayış varmış. Mutfak lavabosunun gideri tıkandığında önce spiral borunun karşısına geçip özür dilemek gerekiyormuş.

“Sana kötü davrandım, bakımını ihmal ettim özür dilerim” deyip, makul bir süre bekleyip sonra tamir ediliyormuş. Nasrettin Hoca fıkralarındaki olaylar gibi…

Bunların içinde de azıcık da olsa erdem var.

Peki, kıymetli okurumuz Ahmet Bey, Hatice Hanım…

Siz, sizin için çalışan, kendi varlığından geçenlerin hakkını ödediniz mi bugün? Hadi onların şahsiyeti yok. Yaratıp size hediye edene layıkıyla teşekkür ettiniz mi?

Bu uzun girizgâhın amacı size daha iyi hizmet vermek için kendinden geçen sessiz kahramanların hizmetlerini anlatmaktı. Buyurun başlayalım;

Malum vücudumuzun çalışması değişmez prensiplere bağlı. Devamlılık, kendi kendini kontrol, sessizlik gibi.

Her an her dokuya çok kaliteli oksijenin ulaştırılması, oluşmuş karbondioksitin alınması da bu prensiplere göre yapılıyor.

Hikâyenin merkezinde, göğüs kafesinizdeki o muazzam pompa var. Kalbimiz, günde ortalama 100.000 kez çarparak kanı vücudunuzun en ücra köşelerine gönderir. Bu kanın izlediği yol ise hayal gücünü zorlar; yetişkin bir insanın damarlarını uç uca ekleseydik yaklaşık 100.000 kilometre ederdi. Bu, dünyayı ekvator çizgisinden iki kereden fazla turlamak demektir. İşte bu devasa yollarda, hücrelerimize yaşam taşıyan "kuryeler" var bir de: Eritrosit: alyuvar yani kırmızı kan hücresi…

ALYUVARLAR: KENDİ GELECEĞİNDEN VAZGEÇEN BİR ADANMIŞLIK

Gerçekte Rabbimizin lütuflarından biri olup evrimciler tarafından istismar edilmiş “adaptasyon” kavramı her yerde karşımıza çıkar. Vücudumuzda her hücre hayatta kalmak ve çoğalmak üzerine programlanmıştır. Ancak alyuvarlar, bu bencil kuralı yıkan yegâne savaşçılardır.

Diğergamlık ve isârı anlatırken işaret edilebilecek en üst seviye kabul edilebilecek "başkası yaşasın diye kendinden vazgeçme" kalitesinden bahsedildiğinde; bir Hoca Ahmed Yesevi’nin erlerini hatırlayalım bir de eritrositlerimizi.

Vücudumuzu oluşturan hücrelerin çekirdeği, onun beynidir. Çoğalmasını ve kendini tamir etmesini sağlar. Basit adaptasyon mantığında hücre geliştikçe çekirdeği de gelişir ve büyür.

Doğal akışın tersine alyuvarlar, olgunlaşma süreçlerinde bu hayati merkezi vücut dışına atarlar.

Niye?

Birinci sebep yer açmak: Çok uzak bir yere yardım götürmek zorunda olan bir kuryenin, kamyonuna daha fazla ekmek sığdırabilmek için kendi koltuğunu söküp atmasına benzetebiliriz bu durumu.

EMANETE SADIK MUHAFIZLAR: SANİYEDE İKİ MİLYON SESSİZ VEDA

Çekirdekten feragat ederek, içlerinde Hemoglobin adı verilen "oksijen taşıyıcılar” için maksimum yer açarlar. Kendi geleceklerinden vazgeçerler ki, sizin dokularınız biraz fazla oksijenle temas edebilsin.

Çekirdekten fedakârlığın bir sebebi de esneklik sağlama gayretidir. Vücudumuzdaki bazı kılcal damarlar o kadar dardır ki, bir alyuvarın oradan geçmesi fiziksel olarak imkânsız görünür. Ancak burada devreye o meşhur esneklik girer. Alyuvar, sert bir kaya değil, adeta "su dolu bir balon" a benzer. En dar geçitlerde bile yassılaşır, uzar, şekilden şekle girer ama asla pes etmez. Bu dar kanallardan her geçişinde aldığı darbeler onun zarını yıpratsa da o hedefine ulaşmak için hırpalanmayı göze alır. Kendi hayatlarının merkezi olan çekirdek bu esnekliğe engel olduğu için ondan vazgeçmek de kaçınılmaz oluyor.

Alyuvarların en hayranlık uyandıran özelliklerinden biri de taşıdıkları oksijenden bir gram bile tüketmemeleridir. Bu, çölde susuzluktan ölmek üzere olan birinin, sırtındaki buz gibi su dolu testilerinin bir damlasına bile dokunmadan kilometrelerce taşıyıp susuz bekleyen köylere ulaştırması gibidir. O oksijen hücrelerin hayat kaynağıdır ve alyuvar, emanete hıyanet etmeyen sadık bir muhafızdır.

Ayrı bir boyut daha var:

Olgun eritrositler, mitokondri de içermedikleri için enerji ihtiyaçlarını (ATP) oksijensiz mekanizmalarla karşılarlar. Mitokondrilerini atmasa 38 ATP üretecekken hizmet uğruna attığı bu organeller nedeniyle net kazanç 2 ATP de kalır. O enerji de zarın esnekliği için kullanılır zaten.

Bu kadar fedakârlığın bir sonucu da kısalmış bir ömür oluyor.

Alyuvarların ömrü yaklaşık 120 gündür. Doğal süreçte, günde yaklaşık 200x 109 eritrosit üretilerek dolaşıma katılmaktadır. Rakam anlaşılmayacak kadar çok oldu. Şöyle diyelim saniyede 2 milyon yeni hücre üretilir ve eskiler sessizce emekliye ayrılır. Vücudumuzdaki bu saniyeler süren sessiz veda ve adanmışlık hikâyesinin teknik bilgilerini paylaştık, tefekkür ve teşekkür de sizin üzerinize borç olsun.

Hiç örneği yokken tasarlayıp, “Yaratana” hamdolsun

Yarattıktan sonra bırakmayıp “Yönetene”, “Yaşatana” hamdolsun.

Kaynak: Fırat Erdoğan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482

İslam ve İhsan

AĞRI DA NİMETMİŞ MEĞER

Ağrı da Nimetmiş Meğer

AĞRININ NEDENİNİ BİLMEK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Ağrının Nedenini Bilmek Neden Önemlidir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle