Tasavvufa Göre Rüya Delil Kabul Edilir mi?

Tasavvufa göre rüya delil kabul edilir mi? Rüyanın Mahiyeti ve Türleri nelerdir? Şeriata göre rüya delil midir? Tasavvuf düşüncesinde rüyanın bilgi değeri ve amel meselesi nedir? Tasavvufi eğitimde rüyanın işlevi ve sınırları nelerdir? Rüya ile amel noktasında muhtemel problem nedir?

Hazırlayan: Dr. Ömer Sami Uzuner

Rüyanın Mahiyeti ve Türleri

Hadislerde rüya "nübüvvetin kırk altı cüzünden biri" (Tirmizî, “Rüya”, 6) olarak zikredilmiştir. Bu durum İslam düşüncesinde rüyaya özel bir önem atfedilmesine neden olmuştur.  Genel kabule  göre rüyalar Allah’tan bir müjde olan sâdık rüyalar, şeytanın korkutması olan şeytânî rüyalar ve bilinçaltının yansıması olan nefsânî rüyalar (adğâsü ahlâm) olarak üçe ayrılır.(Paçacı, 2016, 109-110) Rüya, tasavvufi literatürde ruhun uykuda beden kayıtlarından sıyrılıp misal âlemini seyretmesi olarak tanımlanır. Gazzâlî’nin (öl. 505/1111) ifadesiyle bu, Levh-i Mahfûz’daki bilgilerin dünya meşgalelerinden arınmış kalp aynasına yansımasıdır.(Dokgöz, 2021, 528) Tasavvufta amele konu olan rüyalar ise yalnızca sâdık rüyalardır.

Şeriata Göre Rüya Delil midir?

Rüyanın delil sayılabileceğine dair görüşler geleneğimizde olsa da bunun aksine daha ağırlıklı görüş olarak rüyanın bağlayıcı bir delil sayılmadığı ifade edilmiştir. Bunun temel sebebi, rüyanın sübjektif olması ve denetlenemezliğidir.(Paçacı, 2016, 111-116) İslam hukukunda bir hükmün sabit olabilmesi için delilin herkes için geçerli, objektif ve kesin olması gerekir. Peygamberlerin rüyaları vahiy mahiyetinde olduğu için mutlak delildir ancak peygamber olmayan bir kimsenin rüyası şer’î bir hüküm olmaz veya mevcut bir hükmü değiştiremez.(Dokgöz, 2021, 537-538) Dolayısıyla rüya ile amel, dinin sınırları içerisinde kalan mubah alanlarda, hayırlı işlere teşvik edici konularda ve sadece kişisel hayatla sınırlı kalmak kaydıyla geçerlidir. Kişinin yapacağı mubah işler öncesinde işin kendisi için hayır mı şer mi olduğuna dair manevi bir işaret almak üzere istihâre maksadıyla rüyaya başvurması bu duruma örnek olarak verilebilir. Tüm bunlarla birlikte velî veya mürşid, rüyada gelen bilgiyi ancak şeriat terazisinde tarttıktan ve uygunluğunu gördükten sonra tavsiye niteliğinde ve terbiye-tezkiye maksadıyla kabul edebilir.(Tirmizî, 1999, 1/47, 62)

Tasavvuf Düşüncesinde Rüyanın Bilgi Değeri ve Amel Meselesi

İslam düşünce sisteminde rüya, sadece uyku esnasında görülen hayallerden ibaret olmayıp, gayb âlemiyle kurulan bir köprü ve hakikate açılan bir pencere olarak kabul edilir. Özellikle tasavvuf geleneği, rüyayı seyr u sülûk sürecinin bir parçası olarak görmüş; onu nefis terbiyesinde bir rehber ve manevî bir takip süreci olarak konumlandırmıştır.(Beki, 2023, 265-266) Ancak rüya ile amel etme meselesi, hem hüküm icrası hem de dini istismar riskleri bakımından İslam ilimleri arasında sınırları keskin çizgilerle belirlenen konulardan biri olmuştur.(Tokat, 2017) Bununla birlikte rüyanın ancak ayet ve hadislerle teyit edildiğinde bir bilgi değeri taşıdığı da vurgulanmıştır. Bu noktada rüyanın tasavvuf açısından daha çok seyr u sülûk süreci (manevî eğitim) içinde değerlendirildiğini söylemek yerinde olacaktır. Diğer taraftan bazı sûfîlerin rüya yoluyla hadis alınabileceği veya hadislerin bu yolla teyit edilebileceğine yönelik söylemleri hadis veya fıkıh usûlü açısından değil tasavvufun kendi epistemolojisi/bilgi alanı içerisinde değerlendirilmelidir.

Tasavvufi Eğitimde Rüyanın İşlevi ve Sınırları

Rüyalar insanın iç aleminin bir göstergesi kabul edildiğinden mürşidlerin, müritlerinin manevî durumlarını tespit etmek için rüyaları birer "laboratuvar" gibi kullandıkları söylenir.(Dokgöz, 2021, 530-531) Rüya, müridin manevî tekâmülünün hangi aşamasında olduğunu, nefsinin hangi karakterde kendini gösterdiğini izhar eden bir aynadır. Öte yandan klasik tasavvuf kaynaklarından olan Kelâbâzî’nin et-Taarruf adlı eserinde bu süreçte şeriatın önceliği vurgulanır. Tasavvuf ehli için temel ölçü, şeriatın açık hükümleridir. Hiçbir velî, mürşid veya mürid, ulaştığı makam ne olursa olsun şeriatın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram sayamaz. Manevî hâli ileride olan bir kişi, rüya ile amel etse bile şeriat adabına bağlılık göstermekle yükümlüdür ve rüya yoluyla kulluk sorumlulukları düşürülemez. (Kelâbâzî, 2010, 1/70-71)

Rüya ile Amel Noktasında Muhtemel Problem

Rüya ve onunla irtibatlı keşf ve ilham gibi manevî bilgi alanları, aklî ve kelâmî açıdan ciddi bir analize de tabi tutulur. Bu tür bilgilerin akli ve şeri denetimden uzak olması, dini istismara açık kapı aralamaktadır. (Tokat, 2017) Kişilerin rüyalar üzerinden kendilerine veya önderlerine sorgulanamaz bir otorite atfetmeleri, İslam’ın aklî ve naklî zeminini sarsabilir. Literatürde vurgulandığı üzere, rüya yoluyla gelen bilginin mutlaklaştırılması "manevî bir taassuba" ve toplumun dini duygularının sömürülmesine yol açabilmektedir.(Tokat, 2017) Özellikle modern dünyada rüyanın sadece bilinçaltı yansıması olarak görülmesine karşın, geleneksel yapıda ona  tümüyle dini / şeri bir otorite yüklenmesi,  dini kimliğin zedelenmesine neden olabilir.(Beki, 2023, 277-278)

Sonuç

Tasavvufî açıdan rüya, müminin manevî yolculuğunda bir teselli, irşâd ve müjde kaynağıdır. Ancak rüya ile amel etmenin sınırı, rüyanın şahsiliği ve şer'î hükümlere mutlak uygunluğu ile çizilmiştir. Rüya, dinin ikamesi veya yeni bir teşrî (hüküm koyma) kaynağı değil, dindarlığın bir meyvesi olarak görülmelidir. Rüya bireysel dindarlığı ve manevi tekamülü genişleten bir işaret olarak anlaşılmalı, hakikatin ölçüsü olan Kur’an ve Sünnet’in önüne geçirilmemelidir.

KAYNAKÇA

  • Beki, Melahat. “İslam Geleneğinde Rüya Kavramı”. TOBİDER Uluslararası Toplumsal Bilimler Dergisi 7/3 (2023), 256-280.
  • Dokgöz, Derviş. “Tasavvufta Rüya ile Amel ve Fıkıh Usulü Açısından Değerlendirilmesi” 6/2 (2021), 523-543.
  • Kelâbâzî, Ebu Bekir. et-Taarruf. Beyrut: Şerîketü Beytü’l-Verrâk, 2010.
  • Paçacı, İbrahim. “Rüyânın Delil Değeri ve İstihare”. Dini Araştırmalar 19/48 (2016), 103-128.
  • Tirmizî, Hakîm. Hatmü’l-Evliyâ. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1999.
  • Tokat, Latif. “Dini İstismara Açık Bilgi Kaynağı Olarak ‘Ayrıcalıklı Bilgi’: Keşf, İlham ve Rüya -Felsefî Bir Analiz-” 16/32 (2017), 387-410.

İslam ve İhsan

RÜYA NEDİR? RÜYALAR KAÇ ÇEŞİTTİR?

Rüya Nedir? Rüyalar Kaç Çeşittir?

RÜYA İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

Rüya ile İlgili Ayet ve Hadisler

İSLAM'DA RÜYANIN YERİ VE RÜYA TABİRLERİ

İslam'da Rüyanın Yeri ve Rüya Tabirleri

RÜYA İLE AMEL ETMEK

Rüya ile Amel Etmek

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.