Sâmi Efendi Hazretleri’nin, zaruret olmazsa saatlerce konuşmadığı olurdu. Bu sessizlik hâllerinde dâimâ zikir ve murâkabe ile meşgul olurlardı. Yanında bulunanlar bu esnâda derin bir huzûr hâli yaşar, ayrıldıklarında ise aynı hâli devam ettiremezlerdi.
“Gönül insanı” dediğimizde aslında “Müslüman”ı arıyoruz, başkasını değil. Gönül insanı diğer ifadesiyle “kalb adamı” ise şayet, Müslüman tam da kalb adamı olmak durumundadır.
Allah (c.c) seçtiği elçisi olan Peygamber'ine dahi beni zikret emri, kalplerin Allah'a olan bağlılığında zikrin ehemmiyetini göstermektedir. Bu emirden sonra biz kullarada bu emri en iyi bir şekilde yerine getirmektir. İşte böyle bir emre muhattap olan Hz. Mûsâ -aleyhimesselâm- ve öğütlenen emir...
Zikir feyz ve rûhâniyetinden lâyıkıyla istifâde edebilmek için, kalben ve zihnen de zikre iştirâk etmemiz îcâb eder.