Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “Kendini beğenme! Yüzüne karşı seni övenlere îtibâr etme! Yaptığın iyilikleri insanların başına kakma, yaptığın işleri büyütme, verdiğin sözden dönme! Başa kakmak, iyiliği bitirir; mübalâğa, hakîkati söndürür; sözünde durmamak ise Hâlık’ın da halkın da nefretini celbeder.”
Zekâtın nisâbı, yani maddî imkânlardan ne kadar verdiğimizde onun mesʼûliyetinden kurtulmuş olacağımız bellidir. Fakat üzerimizdeki nîmetlerin şükür borcu ve Allah yolunda gayretin nisâbı, ancak kıyâmet gününde belli olacaktır. Bunun içindir ki müʼmin, hiçbir gayret ve fedakârlığını kâfî görmemelidir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi bu haftaki sohbetinde kulluğun ve imân nîmetinin ehemmiyetinden bahsediyor.
Sadaka ve infak, var olanın fazlasını vermekle başlar. Varlığı olmayan için ise, yarım hurma ve gönül alıcı güzel bir söz dahî Allâh’ın rızâsını kazandıran bir infaktır. Bu infaklar, kulun ihlâs ve samîmiyeti nisbetinde, cehennem ateşine karşı siper olur.
İsmail Lütfi Çakan, Altınoluk Dergisi'nde ümmet kavramını farklı yönleriyle izah etti. "Eskiden halkımız herhangi bir tehlike belirince veya olumsuzluk söz konusu olunca, yardım çağrısında bulunmak için, 'Yetişin ey ümmet-i Muhammed”, “ümmet-i Muhammed’den kimse yok mu?' diye bağırır, yardım isterdi." Diyen Çakan, Mehmet Akif Ersoy'un ümmetin zamanımızdaki durumunu anlatan şiirine de yer verdi.