Vicdan ne demektir? Kısaca anlamı nedir?
Muhâsebe, insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
Müslüman demek insanlık hayrına yaşayan insan demektir. O tarafsız değil, âdil olmak, adâletin yanında yerini almak zorundadır. O hakikati yalnız bırakma suçunu işleyemez. Şikayet ve sızlanma makamında değil, imtihan dünyasında yaşıyoruz. Zaman boş durma zamanı değil, koşturma zamanıdır vesselam.
“Cenâb-ı Hak; «Biz insanı mükerrem kıldık...» (el-İsrâ, 70) buyuruyor. Acaba bu mükerrem* Âdemoğlu kimdir? Toprak ve sudan yaratılmış bulunan maddî varlık, yani beden mi, yoksa tefekkür ve konuşma kâbiliyetiyle diğer canlılardan ayrılan insan cinsi midir?
“Akıl göz, vahiy ışıktır.” Gözünü yuman kendini karanlıkta bırakır. Müslüman ne gözden ne ışıktan geçebilir. Bu zor şartlarda şeytanlaşmış düşmanlar içinde yaşamak zorundaysak, “mankurtlaşmış zombiler üzerimize salınacaksa gözümüzü de, gönlümüzü de dört açmak zorundayız demektir.
İnsanlığın aradığı huzur ne makineleşmede, ne de maddî terakkîdedir. Zira bunların ne insafı vardır, ne vefâsı, ne sadâkati, ne muhabbeti, ne de vicdânı... İnsanoğlu ancak, ebedî saâdet rehberi olan Kur’ân ve Sünnet ölçüleriyle yoğrulabildiği takdirde rûhen huzur bulabilir.
Bugün, âhir zaman fitnelerinin her yanı sardığı bir vasatta yaşıyoruz. Günümüzde fert ve toplumun en büyük hastalığı, “dünyevîleşme”. Zira televizyon, internet, reklâmlar, modalar, materyalist düşünce, kapitalist sistem, her bir yandan insana âdeta “âhiretsiz bir dünya” telkininde bulunuyor.
Yüzakı Dergisi 146. sayısında "BU NASIL BİR DEVR-İ TEZAT; AMAN EY FAHR-İ KÂİNAT!.." kapağıyla çıktı.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur: “Her kim kendine bakıp ibadetini ihlâslı görür, keşif sahibi olduğunu düşünür ve nefislerin en çirkefi olarak kendi nefsini görmezse, hiçbir mânevî mertebede onun yeri yoktur.”[1]
İstikbâle dâir en doğru yatırım, kaliteli ve ideal insanlar yetiştirmektir. Bunu hesap edemeyen toplumlar, müthiş bir felâketin eşiğine sürüklenirler. Bu sebeple hem kendi istikâmetimizi ıslah ve ihyâ edebilmek, hem de bize zimmetli olan din kardeşlerimizin istikâmet üzere yaşamasına yardımcı olmak, en mühim vazifelerimizdendir.