Osmanlı toplumunda hayâ ve edep nasıl yaşanır, günlük hayatın her alanına nasıl sirayet ederdi?
Mûsâ Topbaş Efendi, çocukluk yıllarında şâhid olduğu son Osmanlı toplumunun ahlâk, nizam ve seciyesini şu şekilde nakleder:
Osmanlılar, tevâzû ve mahviyetleri kadar ağırbaşlılık, ciddiyet ve vakarları ile de tebârüz etmişlerdir. Bu güzel hâlin neticesi olarak da kahkahalarla gülmek, hafiflik telâkkî edilmiş; mütebessim olmak, bir tabiat-i asliye hâline gelmiştir.
Osmanlılar, doğruluk husûsunda eşsiz, nâmus mevzuunda da son derece hassas bir gönül yapısına sahiptirler. Bu hâlleri, pek yüksek ve müstesnâ bir fazîlet arz eder ki, bu da, Kur’ân-ı Kerîm ile Sünnet ahkâmına bağlılıklarının bir neticesidir.
Husûsiyle Osmanlı Devleti’nin Anadolu ile İstanbul havâlisine münhasır olan kısımlarında herhangi bir zâbıta vukuâtına pek rastlanmamıştır.
Hayrât ve hasenâtta görüldüğü gibi Osmanlı’da şefkat ve merhamet, hayvanlar ve bitkilere kadar uzanmıştır. Hayvanları ve bitkileri himâyede bütün Osmanlılar, âdeta bu hususta kurulmuş mevhum bir müessesenin gönüllü üyesi gibidirler.
Osmanlılarda mertlik, sözde sebat ve ahde vefâ gibi yüksek fazîletler, gönülleri süsleyen ulvî bir ahlâk hâlinde idi.