Hazret-i Mevlânâ, "Yoksul kişi cömertlerin aynasıdır. Sakın aynaya karşı gönül kırıcı sözler söyleyerek onu buğulandırma. Yâni yoksulun gönlüne karşı hassas ol. Çünkü gönül, nazargâh-ı ilâhîdir." demektedir.
Gençleri hizmetin içine sokmak ve onları hizmette sebatkâr kılmak, yaptıklarını görmek ve takdir etmekle olur. “Yapıyorsa kendine yapıyor” anlayışı ile onlara ilgisiz kalmak, hayrı da çoğaltmaz, adam da yetiştirmez. Özellikle öncülere düşen vazife, her müspet hareketi takdir etmek ve büyütmek olmalıdır. Bazen sadece “tebrik ve teşekkür” bile büyük katkıdır. Mâhir hocanın yaptığı ise artık tam bir ustalıktır.
Ferdî ibâdetlerimizin şâhı, namazdır. İslâm’ın beş temelinden biridir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Allâh’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân)
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “İffet, fakirliğin; şükür de zenginliğin süsüdür.
Çocuğu fena terbiye etmek ne demek?” yani ahlâki kurallara uymayan davranışlar sergileyen bir insan tipi meydana getirmek… değil mi? Hiçbir aile, yani anne-baba çocuklarının fena olmasını, yani kötü yetişmesini istemez. Buna rağmen nice ailelerin çocukları iyi yetişmez, yani fena eğitilerek topluma karışır..