Şehâdette ayrı bir esrâr-ı ilâhî ve hikmetler hazînesi gizlidir. Bunun içindir ki yerler, gökler, bütün mevcûdât, melâike ve gerçek ilim sahipleri kelime-i tevhîd ile şehâdetin tasdîk ve ikrârı hâlindedir. Ayrıca onlardan bu tasdîk ve ikrârı isteyen Cenâb-ı Hakk da, bizzât şehâdet etmektedir.
Murâkabe-i maiyyet ve akrabiyyetin esası, “ihsân” duygusudur. “İhsân” ise Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ifadesiyle: “Allâh’ı görüyormuşçasına bir kulluk sergilemektir. Zira sen O’nu göremesen de O seni dâimâ görmektedir.” (Müslim, Îmân, 1, 5; Buhârî, Îmân, 37)
Tasavvufî seyr u sülûk, kāl/söz değil, hâldir. Allah dostlarının ahlâk ve hâllerinden nasip alabilmektir. Lafızda takılıp kalanlar ve işi fesahat ve belâğat dolu sözlerden ibâret sayanlar, aldanmışlardır.
Râbıtanın lügatteki mânâsı, bağ, alâka ve vuslat demektir. Aslında kâinâtta râbıtasız hiçbir mahlûk yoktur.