Tasavvuf, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve ashâb-ı kirâmın vecd içinde yaşadığı “takvâ hayatı”dır. Tasavvufla ilgili yapılan belli başlı bazı tarifler.
Tasavvufu sadece raks, sema, zikir ayini gibi gören, kullar ile olan ilişkilerde fıkhın muamelatına uymayan kimseler sufilerin başıboşlarıdır ve ayette buyrulduğu üzere bunlar dini boş iş ve oyun eğlence haline getirmişlerdir. Zira nefis zevkin her türünü yaşamak ister, kendi şehvani arzularına set çekilmediğinde dine bile taraftar olur, ama böyle bir dindarlık gerçekte nefsin elinde köle olmaktır.
Ömür, bir defaya mahsus olarak lûtfedilmiş, ne zaman biteceği meçhul, sınırlı bir sermayedir.
Manevi sohbet edecek kişinin 17 özelliği...
Tasavvufun amacı maneviyat yolcularını ihsan makamına eriştirmektir, Peygamber Efendimizin tarif ettiği üzere “sanki Rabbimizi görüyormuş gibi” O’na kulluk etmelerini mümkün kılmaktır. İhsan mertebesine ulaşan mümin Rabbin bakışı önünde olduğu şuuru ile amel eder. Böylece imanını yakinî hale getirir.
Altınoluk Dergisi, Kasım sayısında "fitneyi" dosya konusu olarak işliyor.
“Çok zikir; adedi fazla olan değil, gafletten sakınarak ve huzûr ile yapılan zikirdir.”
Tarih boyunca toplum planında güzel ve iyi olan her şeyin hemen sahtesi ortaya çıkmıştır. İnsanlığın medarı iftiharı olan peygamberlerin, velilerin, âlimlerin yanında sahte peygamberler, müteşeyyih dediğimiz sahte şeyhler ve sahte din âlimleri zuhur etmiştir. Hakeza doktorun, subayın, mühendisin, kısaca toplumda makbul olan her mesleğin na-ehil olan fırsatçıları her daim ortalıkta dolaşa gelmiştir. Bu sebeple halkımız “yarım doktor candan, yarım hoca da imandan eder” diyerek meseleyi arifane bir şekilde özetlemişlerdir.
İmam Rabbânî, dünyaya sevginin alâmeti olarak insanın dünyevî menfaatlerini Allah’ın emirlerine tercih etmesini göstermiştir. Dünya işi ile âhiret işi çatıştığında veya Allah’ın emri ile nefsinin arzusu çatıştığında hangi tarafı tutuyorsak o tarafı seviyoruz demektir.
Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’inde biz müminleri cennetine davet etmekte, orada bizler için hazırladığı pek çok nimetten bahsetmektedir. Altından ırmaklar akan bahçeler, sedefden köşkler ve güzel eş ve hizmetçiler orada bizi beklemektedir. Peki Rabbimizin bu davetine rağmen cennet nimetlerini küçümser gözüken kısacası Yunus Emre’nin (k.s) “Cennet cennet dedikleri, birkaç gılman birkaç huri” beytiyle özetlenebilecek bu tutumun sebebi nedir?