Dünyada sâhip olunan takvâ ve sâlih ameller, âhiret hayâtımızın en hayırlı sermayesi olacaktır.
Bir mü’min, mütevekkil ve sabırlı olmalıdır. Hayâtın fırtınaları karşısında îtidâl ve muvâzenesini kaybetmemelidir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in başından geçen ağır imtihanları düşünmeli, yedi evlâdından altısını hayâtında iken kaybetmesine rağmen hâlet-i rûhiyesinde en ufak bir sarsılma olmaksızın sergilediği o güzel “rızâ” hâlini hatırlamalı, amcası Hamza -radıyallâhu anh- ve çok sevdiği Mus’ab -radıyallâhu anh- şehid edildiğindeki sabır ve metânetini unutmamalıdır.
Hz. Peygamber'in müjdesine nail olabilmek için 80 yaşında at sırtında İstanbul seferine çıkan Ebû Eyyûb El-Ensârî Hazretleri, ruhunu Allah'a (cc) yolunda gayret ederek teslim etti.
Kudretli zamanında, elinden geldiği vakit bir hayır işlemeyen, bir iyilik yapmayan, kudretsiz ve âciz kaldığı vakit sıkıntıya düşüp zahmet çeker. Bizlere verilen bu fani dünya hayatını en iyi şekilde değerlendirerek huzurlu bir ahiret hayatını kazanmaya gayret etmeliyiz.
Son nefes, buğusuz, pürüzsüz ve lekesiz bir ayna gibidir. Her insan bu aynada, güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün ömrünü net bir şekilde seyreder. O an, gözlere ve kulaklara hiçbir îtiraz ve gaflet perdesi inmez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdanı pişmanlık iklîmine sokar. Hayatımızı pişmanlıkla seyrettiğimiz ayna, son nefes olmasın!..
Her ârif ve âşık gönül, Hakk’ın kendilerine emânet ettiği hayâtı dâimâ sırât-ı müstakim üzere bir kulluk ve ibâdet ile tezyîn ederek Rabbine bir kulluk bedeli olan “kalb-i selîm” götürmenin gayreti içinde olmuşlardır.
Âhiretteki hâlimizin ne olacağına dâir ilk ve net işâret, son nefesteki hâlimizde ortaya çıkmaktadır.
İnsanoğlu, imtihan için geldiği bu gurbet diyârından ayrılırken ebedî bir âlemin kapısından içeri girmektedir.
Kimseye imanla ölme garantisi verilmemiş iken son nefeste halimiz ne olacak?
Son nefes hususunda peygamberler hâricinde hiç kimse teminat altında değildir.