Cenâb-ı Hak, insanoğluna içinde korku olmayan, mutluluk deposu, mânevî neşe kaynağı, sevgi madeni, dostluk madeni, aşk ve hayranlık madeni, harika bir öz üfledi. Bu bizim rûhumuzdu. Mutlu olmamız için bedenimizi rûhumuzun yönetmesi gerekiyordu. İşler yolunda gitmedi; nefis sultan oldu bedene, ruh çok örselendi. İbadetler dahî ruhsuz olunca işler daha beter sarpa sardı.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; yaratılanların en yücesi, en mümtâzıdır. O, ilâhî kudretin insanda tecellî eden bir sanat hârikasıdır. Cenâb-ı Hakk’ın «Habîbim» iltifatına nâil olan yegâne insandır.[1] Kur’ân-ı Kerîm, O’nun yüceliğinin îzâhı ve medhiyle doludur. Bâzı âyet-i kerîmeler, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i doğrudan medhederken bâzıları da işâreten medhetmektedir.
Kimi seviyoruz, niçin seviyoruz, ne kadar seviyoruz ve nereye kadar seviyoruz? Bütün sevdiklerimize, bu ölçüyle bakarsak ve bu sevginin ziyadeleştiği dönemlerde, tekrar itidale dönersek; hep kârlı oluruz. Aksi hâlde hem kendimize, hem de sevdiğimize maddî-mânevî zarar vermiş oluruz.