Hz. Yusuf (a.s.) kıssasında anlatılan Hz. Yusuf (a.s.) ile Züleyha’nın hikâyesi kısaca...
Musa Topbaş Efendi’den -rahmetullahi aleyh- zenginlere uyarılar...
Allah, malı (serveti) kendi hakkı olan namazın kılınması, kulların hakkı olan zekâtın verilmesine yardımcı olması için indirmiştir (vermiştir). Yoksa hayvanların yeyip içtiği gibi, yalnız faydalanmak ve lezzet almak için indirmemiştir.
İsâ (a.s), “Servetin üç âfeti vardır demiştir. Birincisi, onu helalinden temin etmemek. İkincisi, helalinden kazansa bile meşrû olmayan yerlere sarf etmektir. Üçüncüsü, meşrû yollara sarf etse bile, o malı düzeltmekle meşgul olmaktır ki, bu da onu Allah’tan alıkoyar.”
Muhâsebe, insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
Takvâdan uzak bir dînî tahsil; ilâhî hakîkatleri dahî nefsânî kaygılarla değerlendiren, “din âlimi” etiketli “din tahripçileri”nin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
İnsanoğlu için kıymetli pek çok değer vardır. Mal, mülk, şöhret, makam, sağlık, güzellik, sevgi, dostluk vb.. Bütün bunlar Rabbimizin bize lutfettiği nimetlerden yalnızca birkaçı. En büyük nimeti de herhalde başlı başına bir hazine olan insan hayatı. Günler geceler birbirini kovalarken hiç farkında olmadan bir de bakıyorsunuz saçlar bembeyaz oluvermiş, bedeninizden çatlak sesler gelmeye başlamış. Artık dizlerde eski derman kalmamış, vücut kuvvetten düşmeye başlamış...
Her eğitim ve öğretim yılında gençlerin eğitim ve öğretimi ile ilgili demeçler, yorumlar ve tahliller tekrarlanır durur. Nisyan ile malul insanoğlunun elbette tekrara ihtiyacı vardır. Kur’an’ın, eğitim ve öğretim ilkelerinden birinin de tekrar yöntemi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Varlıklar içerisinde en uzun, en pahallı ve en teferruatlı eğitime ihtiyaç duyan hiç şüphesiz insandır. Bu yazıda genç kuşakların eğitiminde ve öğretiminde zenginlerin ve esnaf kesiminin etkisi, katkısı ve sorumluluğu hatırlatılacaktır.
Servet, birçok defâ ifâde etmiş olduğumuz üzere, Allâh’ın kuluna verdiği bir emânettir. Şâyet zenginlik, ilâhî emirlere zıd bir sûrette kullanılırsa, insanları çabucak azdırmaya, her türlü kibir, zulüm ve haksızlıklara sürüklemeye müsâittir. Böyle bir âfete mâruz kalanlarda mal sevgisi, kalbe yerleşir.
Hadîs-i şerîfte iyi niyetle, ihlâs ve samimiyetle yapılan davranışların Allah Teâlâ’yı hoşnut ettiği belirtilmektedir. Cenâb-ı Hak kendi rızâsını elde etmek için yapılan güzel hareketlerden ve azâbından korkularak terkedilen kötü işlerden dolayı kulundan memnun olmaktadır.