Oruç bize neler hissettiriyor? Orucun hali nedir? Oruç hangi hallerde tezahür eder? Oruç diye bildiklerimizi gelin okuyalım.
“Böyle gelmiş”lerin önünde, dimdik durdu İbrahim... Babasına rağmen, kavmine rağmen, delikanlıca bir istisna oluverdi. Uyuyan kavminin üzerinden alışkanlıkların örtüsünü çekti.
Sana senin kimseye vermek istemeyeceğin kadar sevdiklerini veren kim? Çok sevdiğin canını en sevdiğin kişiye, yani sana, veren kim? Çok sevdiğin çocuklarını tam da onların anne ve baba olarak sevdikleri, en uygun kişiye, sana veren kim? Beğendiğin aklını en çok beğenecek kişiye, sana, veren kim? Senin en sevdiklerini sana en sevdiklerin olarak veren kim? Herkese ve her şeye senin vermek isteyip de veremeyeceğini veren kim?
"Geçmiş bayramınız mübarek olsun!” Her bayram sonrası duyarım bu cümleyi. Bir serinlik hasreti olarak vurur kalbe. Hakkı verilmemiş bir değerin, geçiştirilmiş bir fırsatın hatırlatıcısı olarak huzursuz da eder. İçimde bir ses itiraz eder: “Bir yanlışlık olmalı burada! Yok, yok; bayram ‘geçmiş’ olmaz. Olamaz!”
“Ey kendisine âşık olan nefsim” cümlesini okur okumaz, aklıma düştü selfi çekimlerimiz. İnsanın kendini kendi elleriyle resimlemesi, bir başka gözden bakar gibi kendini göz bebeği eylemesi garip bir duygu. Selfi çekimlerine bakılırsa, “kendi kendini resimlemek” gizli ama yaygın bir ihtiyaçmış. Bu yaygın davranış, aynada kendini aramak gibi kadim bir köke dayanıyor olsa gerek. Kayda değer bir veri. Küçümsenemez bir işaret.
İnsan sevmeye görsün, sevdiğini yüceltmek için elinden, dilinden, gönlünden geleni ardına bırakmaz.
“İhlâs”ın sözlük anlamı; bir şeyi, kendisine karışmış ve bulaşmış olan şeylerden arındırmak, ayrıştırmak ve sadece kendisi yapmak. “İhlâs”ın terim anlamı, yapılan amelin sadece ve sadece rızâ-yı İlâhî için yapılması. Hal böyleyken İhlâs suresi bize ne anlatır?
Ömrü dönüş yolunda tüketmek için verdi Allah. Başka kârı var mı Âdemoğullarının? Başka nerede harcanacak ki ömür?
Kendisini kendi elleriyle sahteleştirir mi insan?
Âsiye, tüm bahaneleri elimizden alan devrimci ey! Ne güzel habersin sen öyle! Darlıktan varlığa yol bulunurmuş meğer. Dikenlerden gül rayihası çıkarmış. Firavun’un sarayında bile mümin olunurmuş. Sabır yıkarmış her duvarı. İman yırtarmış karanlıkların kozasını. Çevre baskısı değilmiş bizi bizden eden. Geleneğin yumuşacık ellerinde, alışkanlığın sıcacık kucağında, zihin konforuna yaslanıp gitmeler savunulamazmış.