İnsanoğlu, sosyal bir varlıktır. Her dâim birbirine ihtiyaç hâlinde olup acılarını paylaştıkça azaltan, sevinçlerini paylaştıkça artıran bir canlıdır. Bununla birlikte doğuştan veya sonradan oluşan engeller/hastalıklar ise, birlik ve beraberlik içerisinde, dayanışma ile aşılabilecek imtihanlardır. Nitekim bir adet “bir”, yine bir iken; dört tane bir, yan yana gelip birlikte olursa bin yüz on bir olur. Bir elin nesi varken iki el, birlikte ses çıkarmaktadır.
İnsanın maddî yapısının yanında rûhî tarafı da vardır. Maalesef bugün insanların çoğu, sadece maddî ihtiyaçlarını temin için gayret sarf etmektedir. Hâlbuki insanın bedeni fânî, rûhu ise bâkîdir.
Dünyevî imkânların zirvede olduğu bir asırda yaşıyoruz. Fakat ruhlar hasta, gönüller aç! Mânevî açlık sebebiyle bugün insanlık bunalımda!.. Hâlbuki asr-ı saâdete baktığımızda, dünyevî imkânsızlıklara rağmen, bir rûhî buhranla karşılaşmıyoruz. Çünkü onlar, gerçek huzur ve saâdetin mânâsını kavramışlardı. Asıl hayatın âhiret hayatı olduğunu idrâk etmişlerdi.