Mü’min; âlim, ârif, sâlih ve sâdık kullarla beraberliğe büyük bir ehemmiyet vermeli ve bunun, mânevî varlığının en müstesnâ gıdâlarından biri olduğunu bilmelidir.
Bu kâinatta zerreden kürreye kadar var edilen her şey, ilâhî bir sanat harikası ve ilâhî kudretin bir vitrini olarak yaratılmıştır. Nefsânî arzularını bertaraf edebilen kimseler için bu vitrinler, kula acziyetini tattırarak Allâh’a yaklaştıran ilâhî bir lütuftur. Bu lütufları gören ve idrâk eden ise hakikatte göz değil, hissiyâtın merkezi olan kalptir.
Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i tanımanın ve O’na muhabbetin en büyük delîli, O’nun sünnetini güzelce tatbik edebilmektir. Kalplerde Muhabbet-i Muhammedî olmadan sünnete ittibâ, sûretâ ve zoraki bir ittibâdır ki, gönül feyzinden, rûhâniyet ve mânevî bereketten mahrumdur.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile Ahmet Taşgetiren Bey'in gerçekleştirdiği "Ramazan ve İnfak" mülakatlarının ikincisini "İnfak Edebi" başlığıyla sizlere sunuyoruz. İnfak hususunda veren elin gurura kapılmaması ve alan elin incinmemesi için İslam’ın aldığı tedbirler nelerdir? Müslümanlar nasıl bir infak edebine sahip olmalı? İnfak miktarı hususunda nasıl bir edep gözetmeliyiz? Manevi infak nedir? İslami bir infak düzeni var mı? Varlıklı bir Müslüman infak hususunda nasıl bir hesap yapmalı? yöneltilen sorulardan yalnızca birkaçı.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Ramazan mülakatları çerçevesindeki sohbetlerine devam ediyor. İlahi bir tanzimin gereği olarak bütün toplumlarda zenginler ve fakirler var. Zengin ve fakir ayrımının belki de en dikkate değer yakınlaşmasına şahit olduğumuz Ramazan ayı ise zekat, fitre gibi konularıyla infak hususunu yeniden gündemimize getirmiş oluyor. Biz de bu çerçevede Ahmet Taşgetiren Bey'in Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile yapmış olduğu ''Ramazan ve İnfak'' konulu mülakâtın birinci bölümünü sizinle paylaşıyoruz.
Toplumdaki zayıf ve muhtaç insanlara yakın olan ve samîmî bir şekilde ihtiyaçlarıyla ilgilenen kimseler, Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu kulluk kıvâmına ererek iki cihan saâdetini elde ederler. Toplumdaki kanadı kırıkların en fazla mahzun ve mağmûm olanları ise dul hanımlar ve yetim çocuklardır. Onlar hâlet-i rûhiye olarak derin bir ıztırap, hasret ve sıkıntı içindedirler. Onların maddî-mânevî yaralarının sarılması ve tesellî edilmeleri, ümmetin üzerine bir borçtur.