İlâhî rahmetin âdeta tuğyân ettiği bir rahmet mevsimi olan Ramazân-ı Şerîf, rûhâniyeti nefsâniyete gâlip getirmenin en feyizli zamanıdır. Ramazan ayı, nefsin tezkiye ve terbiye edildiği bir takvâ mektebidir.
Ramazan orucunun günlük hayatımıza kazandırdığı önemli güzelliklerden biri de sahura kalkmaktır. Bu kalkıştan maksat, "bir yudum su ile de olsa" sahur yapmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sahur yemeğinin "mübarek bir yemek" olduğunu ifade eder ve sahura kalkılmasını tavsiye buyurur.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. "Oruçlular nerede?" diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez."
Ramazan orucunu ertelemek veya bozmak için geçerli mazeretleri şu şekilde sıralayabiliriz...
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, Ramazan orucunun kimlere farz olduğunu açıklıyor.
Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dinî-malî yükümlülüktür.
Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, zekat ve fıtrelerin hayır kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarına bağılanıp-bağışlanamayacağını açıklıyor.
Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, emlakçının komisyon almasının helal olup olmadığını açıklıyor.