Receb ayının 27. günü Miraç kandilidir. Allah dostları bu günün gündüzünde oruç tutmuş, gecesini namazla eda etmiştir.
“Ümmet’in risâleti” ifadesi, Hz. Peygamber’in, elçilik görevinin tabii sonucu olarak “ümmete intikal eden tebliğ görevi” demektir. Konuya ait, Al-i İmran Suresi’ndeki âyetler ümmet-i Muhammed’in hayırlılık sebepleri olarak, bu manadaki risalet yani tebliğ görevine işaret buyurmaktadır. “İçinizden hayra çağıran, iyiliği önerip emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk (“ümmet”) bulunsun. İşte kurtuluşa erecekler onlardır.”
Dürüstlük, üstün iyilik demek olan birr’e; birr ise, cennet’e uzanan bir çizgidir. Sözünde ve işinde doğru olmaya gayret edenler, Nisâ sûresi’nin 69. âyetinde belirtildiği üzere, peygamberlikten sonraki en yüksek mertebeye (sıddîkıyet) ereceklerdir.
Peygamberlik ve vahiy birbirinden ayrılmayan iki kavramdır. Allah'tan vahiy almayan peygamber düşünülemez. Yüce Allah, emir, yasak, hüküm ve haberlerini peygamberine vahyetmek suretiyle yarattığı insanlara dilediğini bildirir.
Sünnetin tüm hayatı ya da hayatın tüm safhalarını bütün boyutlarıyla kucaklayıcı bir yapıya sahip olduğu açıktır. Bu durum, sünnetin evrensel bütünlüğü demektir.
Sünnet, Peygamber Efendimiz’den Kur’ân dışında sâdır olmuş her türlü söz, fiil ve takrirlerden oluşmaktadır. Daha kısa ve fıkıh usûlü âlimlerinin anlayışına uygun bir anlatımla “Sünnet, Allah Resûlü’nün söz, fiil ve takrirlerinden ibarettir.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hangi yolla ilim elde etti? Sünnetin kaynağı neydi? Hz. Peygamber’deki peygamberlik melekesi, diğer bir ifadeyle nübüvvet ilminin kaynağı nedir?
Sünnetin bir bütün ve kavram olarak bağlayıcılığı kesindir. Peygamber’e uymayı, verdiği hükme razı olmayı, onun hükmü karşısında mü’mint lere seçim hakkı tanınmadığını belirleyen âyetler, sünnetin müslümanların hayatındaki etkin ve bağlayıcı rolünü ortaya koymaktadır. Sünnetin bağlayıcılığı, tartışmasız bir gerçektir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ne göre akıl ve ilham; Allâh’ın zât ve sıfatlarını lâyıkıyla kavrayabilmekten, yakînî bilgiye ulaşmaktan, hakîkatleri kusursuz ve tam olarak bilmekten ve idrak kapasitesinin ötesindeki bilgilere ulaşmaktan âcizdir.
Cenab-ı Hak bir hadis-i kutsisinde “Levlâke levlak lema halaktül eflak: Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım[1]” buyurmaktadır. Alemlerin sahibinin bu lütuf ve tevccühüne, hitabına mazhar olan kişi şüphesiz ki Efendimiz Hz. Muhammed’dir –sav-. Cenab-ı Hak yüce kitabında “Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.[2]” buyuruyor.