Yusuf Kaplan, medeniyet tasavvuru yolculuğunda önemli çalışmaları, projeleri olan bir yazar. Kitapları, gazete yazıları, TV programları, katıldığı ve kurduğu projelerle bir “öncü kuşak”ın oluşması için çaba sarfediyor. Yusuf Kaplan’la bizlik duygusu, ortak ruh, öncü kuşak bağlamında konuştuk…
Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de; her mevzûda olduğu gibi; kanaat, tevekkül ve istiğnâ hususlarında da en zirve örnektir, en müstesnâ üsvedir.
Ahlâk en mühim esas. Şahsiyetin temeli. Sahih îman, sâlih amel ve nezih bir muâmelât ile mükemmel mü’min şahsiyeti inşâ olmakta. Yani bir insanın şahsiyeti inşasında en mühim mesele güzel ahlaktır...
İnsanca yaşamanın yegâne şartı din ve ahlâktır. Îmân, hidâyet ve kulluğu yaşayabilmek için Cenâb-ı Hak tarafından beşeriyete takdim edilen zirve, misilsiz yüksek ahlâk numûnesi peygamberlerin îmândan sonra en mühim vazîfeleri, mü’minleri nefsânî vasıflardan kurtarıp ahlâk-ı hamîdeye yükseltmeleridir.
Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz’i insanlığa en güzel örnek şahsiyet olarak takdim etmiş, ashâb-ı kirâm da O’nu örnek alma ve izini tâkip etme hususunda zirve teşkil etmiştir. Ashâb-ı kirâm, bütün fikir, söz ve fiillerinde O’na uymaya çalışırlardı. Bilmeyen insanlar kendilerine bir şey sorduğunda, Efendimiz’den gördükleri şekilde cevap verip; “Andolsun ki, sizin için Rasûlullah’ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek) vardır.” (el-Ahzâb, 21) âyet-i kerîmesini okurlardı.
Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini beyân eden Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ne intikam almaya, ne can almaya, ne de mal almaya tâlipti. O yalnızca gönüllere tâlipti… O; gönüller almaya, gönüller fethetmeye, bir rahmet dergâhı olan gönlünde, ümmetinden her ferde çare ve şifâ olmaya tâlipti. Bu istikâmette; çile çekmeye, taşlanmaya, hakaretlere uğramaya, gözyaşı ve alın teri dökmeye, geceler boyu uykusuz kalmaya tâlipti. Zira O’nun gönlünde merhamet ve şefkatle dolu bir mahşer kaynıyordu…