Hayır yolu yokuştur, denilir. Görünen ve görünmeyen düşmanları olur. Yapılan işin güzel ve iyi olması, düşmanlığın olmayacağı anlamına gelmez. Peygamberlerin, Rabbânî âlimlerin ve sâlihlerin kendi hizmet dönemlerinde maruz kaldıkları sıkıntı ve eziyetler, bu nevi sıkıntıların tarih boyunca olduğunu göstermektedir.
Sözde ve işte doğru olmak, peygamberlerin ortak daveti ve müşterek özellikleridir. Her peygamber ümmetinden doğru olmalarını istemiştir. Bizzat Hz. Peygamber de peygamber olmadan önce bile Araplar arasında “emin (güvenilir, doğru) kişi” olarak bilinirdi.
Dürüstlük, üstün iyilik demek olan birr’e; birr ise, cennet’e uzanan bir çizgidir. Sözünde ve işinde doğru olmaya gayret edenler, Nisâ sûresi’nin 69. âyetinde belirtildiği üzere, peygamberlikten sonraki en yüksek mertebeye (sıddîkıyet) ereceklerdir.
Kur’ân’ın tatbik edilmiş hâli olmasından dolayı sünnet, Kur’an’ın yanında İslâm’ın vazgeçilmez ikinci kaynağını oluşturmaktadır. Allah’ın kitab’ı ve Rasûlü’nün sünneti, ayrılmaz iki kaynak olarak İslâm toplum yapısının hem teşekkülünü, hem de özelliklerini yitirmeden devamını sağlamıştır.
Hz. Peygamber (s.a.v.), her nimetin bir külfeti ve bedeli olduğunu, her külfetin de mutlaka bir nimete vesile olacağını söylüyor. Yani büyük neticelere büyük fedâkarlıklar sonucunda erişilir.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin 'Kutlu Doğum'a özel olarak yayınlanan eseri "Fahr-i Kainat Efendimiz" çıktı.
Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, gönlünü, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalp âlemini yansıtan berrak bir ayna hâline getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber Efendimiz’de fânî olmanın en müşahhas numûnesi oldu. Bu fânî oluş sâyesinde de, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ kazandı.
Güçlü iken intikam almamak, âcizlik ve pısırıklık değildir. Af, en büyük fazilettir. İnsan, güçsüzken zaten elinden bir şey gelmez. Bu sebeple asıl fazîlet, peygamberler ve velî kullarda olduğu gibi, güçlüyken affetmesini bilmektir.
Unutmayalım ki hepimiz dünyaya bir defalığına geldik. Hayat imtihanımız bir sefere mahsus. Dünya hayatının tekrarı yok. Dünyevî imtihanlarda kaybedersek, tekrar telâfî imtihanına girebiliriz. Fakat hayat nîmetinin ne tekrarı var, ne de telâfîsi. Hayırlarda acele etmek kadar, mânevî kazanç fırsatlarını kaçırmama hususunda da uyanık ve basîretli hareket etmek îcâb eder. Aksi hâlde elden kaçan nîmetlere nedâmet fayda vermez.
Dr. Murat Kaya, "Efendimizin ümmetine nasihatleri nelerdi?" başlıklı konuyu anlatıyor...