Sevgili Peygamber Efendimizin (s.a.s) “Alimlere hürmet ve ikram ediniz. Çünkü onlar (dini tebliğ bakımından) peygamberlerin varisleridir. Kim onlara ikram ederse, şüphesiz Allah Teâlâ’ya Resulüne ikram etmiş olur.” buyuruyor.
İnsanoğluna yapılabilecek hizmetlerin en kıymetlisi, onun ebedî saâdet ve selâmetini temin edecek olan hizmetlerdir. Bunların en yücesi olan îlâ-yı kelimetullâh,[1] mü’minlere emânet edilmiş azametli bir dâvâ ve kudsî bir vazifedir. Zira hidâyete muhtaç bir insanı, ilâhî hakîkatlerle tanıştırıp onun îmanla şereflenmesine vesîle olmak, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in nazarında, en kıymetli dünyâ metâlarına sahip olmaktan ve hattâ üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıydı.
Vefa, sevilen veya sevilmesi gereken kimselere verilen değerin bir nişanesidir, dostluk borcudur. Vefa, sözünün eri olmaktır, hatırlamaktır, iyiliği unutmamaktır, kendi sorumluluğunu hissetmektir. Vefa, Müslümanın en belirgin özelliklerindendir. Allah insanı, iman ve amel noktasından sözünü tutacak fıtratta yaratmıştır. Vefasızlık bu anlamda fıtrata ters düşmektir. Sevgimizi sürdürmemize ve dostluğumuzu arttırmamıza vesile olan vefa duygusu hakkındaki görüşlerini paylaşan Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, vefayı Peygamber Efendimiz' -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-den örnekler vererek anlattı.
Bu hâtırayı okurken Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- senin evine gelecekmiş gibi düşün ve hazırlan! Evine geldiğinde senin evinde namaz kılıyormuş, sen de arkasında namaz kılıyormuşmuş gibi düşün ve o günkü namazlarını hep böyle kıl!..
Efendimiz’in çeşitli tavsiyeleri ve ezânı, sesi güzel olan Hz. Bilâl-i Habeşî’ye okutması, güzel ses ve nağmelerin önemini vurgularken, mûsikî ilminin gelişmesine ve zamanla birçok formun oluşmasına zemin hazırlıyor. Tüm insanlığa yapılan ezân dâveti ile salâlar, temcidler, münâcaatlar, tesbihler, Kur’ân kırâati, Mevlid icrâları dînî mûsikî formlarının başında yer alıyor. Bütün bu formların birleştiği bir usûl olan Enderun usûlü ise Ramazan ayı ile beraber yeniden gündemimize girmiş bulunuyor. Biz de dinde musikinin yeri ve enderun usûlü teravih namazları hakkında Mihrimah Sultan Camii İmam Hatipleri Kerim Öztürk ve Hasan Lütfi Ramazanoğlu hocalarla konuştuk...
Ramazanda Allah’ı hoşnut etmek gayretiyle kulluğa sarılmalıyız. Ramazan nurdur, miraçtır, rahmettir, secdedir, mânâdır. Ramazandaki bereket ve kutsallığı göremiyorsak, Ramazanın ruhunu ve özünü yaşamak mümkün değildir.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i sevip O’nun muhabbetine lâyık olabilmemiz için de, dilimizin salevât-ı şerîfe ile ıslak, kalbimizin sürekli O’na râbıta hâlinde olması zarûrîdir. Kalp, Rasûlullah’tan ne kadar in’ikâs alırsa, o derecede kemâle erer.
“Hz. Peygamber, Tevhid ve Vahdet” konusu [1], genelde ümmetin, özelde milletimizin inanç ve toplumsal birlikteliği hakkında içtenlikli özeleştirilere ve yeni açılımlara vesile olabilecek niteliktedir. Bu noktadan hareketle bu kez vahdet toplumunun ya da toplumda birliğin zararlıları üzerinde bir değerlendirme yapma ihtiyacı duyulmuştur.
İmam Rabbânî, dünyaya sevginin alâmeti olarak insanın dünyevî menfaatlerini Allah’ın emirlerine tercih etmesini göstermiştir. Dünya işi ile âhiret işi çatıştığında veya Allah’ın emri ile nefsinin arzusu çatıştığında hangi tarafı tutuyorsak o tarafı seviyoruz demektir.
Namazın sünnetlerini 10 başlıkta şöyle sıralayabiliriz...