Kuruluşundan itibâren “i‘lâ-yı kelimetullâh” yolunda yürüyen Osmanlı Devleti, yayılmış olduğu geniş sahada hiçbir zaman kuru bir cihangirlik dâvâsı gütmemiştir. O, müslim, gayr-i müslim bütün tebaasına eşsiz bir adâlet ve medeniyet götürmüş, gönüllerde taht kurmuştur.
Bir milletin istikbâlini önceden görebilmek kerâmet değildir. Zira gençlerin temâyüllerini seyretmek, bunu teşhis için kâfîdir. Her devrin gençliği kendi karakterine uygun bir şekilde enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan âleminde yaşar. Bu yaşayış da bütün bir milletin âdeta nabzı olur. Başka bir ifadeyle her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır.
Osmanlı tarih sahnesinden çekilmesine rağmen imparatorluk coğrafyası “Osmanlı barışı”nı arıyor.