Kendisi de yetim olan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yetimler üzerine büyük bir şefkatle titrerdi. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de yetimin muhâfazasına dâir pek çok âyet-i kerîme mevcuttur.
Hakîkî bayram ki, ezelle ebed arasında rûhun bir gurbet diyârı olan bu dünyâda, yaşanan bir kulluk ve takvâ imtihânından sonra Rabbin lutfettiği mübârek bir sevinç günüdür.
Merhamet, bir Müslümanın kalbinde hiç sönmeyen bir ateştir. Merhamet, insanlığımızın bu âlemdeki en mûtenâ cevheridir ki kalb yoluyla bizi Hakk’ın vuslatına istikâmetlendirir. Merhametli mü’min; cömert, mütevâzî, hizmet ehli ve aynı zamanda rûhlara nizâm ve hayat aşısı yapan bir gönül doktorudur.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi’nin Erkam Radyo için Ahmet Taşgetiren Bey ile yaptığı ve Ramazan ayını konu alan mülâkatın 4. kısmını istifadenize sunuyoruz.
İnsanların istîdatları birbirinden farklı olduğu gibi, zaafları da muhteliftir. Bu sebeple eğitimcinin âdeta bir ruh doktoru titizliğiyle insana yaklaşması gerekir. Birine faydalı olan bir söz ve davranış, bir başkasına zarar verebilir. Bu yüzden eğitiminden mes’ûl olduğumuz insanların karakterlerini çok iyi tanımamız lâzımdır.
Her işte olduğu gibi hizmette de îtidâle riâyet etmek, son derece mühimdir. Kişinin, hizmet adına çoluk-çocuğunu, anne-babasını ve rızkını kazandığı işini bir kenara bırakıp ihmâl etmesi nasıl doğru değilse, bunları bahâne ederek hizmetten geri durması da aynı şekilde mahzurludur.
En zor hizmet, insan eğitimidir. Zira terbiye olmamış bir nefs, kişiyi dâimâ kötülüğe yönlendirir. Allah Teâlâ insan fıtratına fücûr ve takvâ temâyüllerini yerleştirmiştir.
Kendi rahatı dışında hiçbir derdi bulunmayan, İslâmʼın yücelmesi uğrunda hiçbir gayreti kuşanmayan, sâlih nesiller yetiştirme hizmetlerine omuz ve gönül vermeyen, velhâsıl Allah yolunda fedakârlıktan kaçınan nâdan bir kimsenin Hakkʼın rızâsını ve lûtuflarını umması, beyhûde bir beklentidir.
İstişâre edilecek şahısların, akıllı, bilgili ve takvâ sahibi olmalarının yanısıra, geçim ehli ve ekip çalışmasına kâbiliyetli olmaları da mühim bir esastır.
Kelâm-ı kibarda buyrulduğuna göre kendini bilenler üç zümre olarak ifade edilir.