Bütün fânî nîmetler bir kişinin olsa ve o, zevk u safâ üzere bin yıl yaşasa ne fayda! Sonunda gideceği yer, bu kara toprağın dar bir çukuru değil midir?
Hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. İnsanların idraklerinde zuhûr eden “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?
Dünyâ nîmetlerinden en istidâtlı olanı, “mal” ve “evlâd”dır. Bunun içindir ki, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de bu iki nimeti “fitne” tavsifiyle zikretmiş bulunmaktadır.
Tevbe, işlenen günahlara kefâret sadedinde, hayır-hasenatta bulunup sâlih amellerle meşgul olmak da güzel bir telâfî vesîlesidir.
İnsanın iki büyük düşmanı olan nefs-i emmâre ve şeytan -aleyhillâ‘ne-, insanı kulluk vazifelerinden uzaklaştırmak ve ona mesʼûliyetlerini ihmâl ettirmek için, binbir hile ve desise ile sayısız bahaneler üretir. Böylece aklı, kalbi, idrâki, izʼânı ve vicdânı âdeta uyuşturur. Bu şuursuzluk ve sarhoşluk hâli içinde, insanı kolayca azâba sürükler.
Kötü huylu, riyâkâr, kibirli ve egoist kimselerde görülen zâhirî güzelliklerse, sun’î bir makyajdan ibarettir. Onlarda kalbî derinlik, takvâ, ihlâs ve samimiyet olmadığı için, bu sahte güzelliklerin hiçbir kıymeti yoktur.
İblisin, ilâhî gazaba dûçâr olmasının sebebi, Hazret-i Âdem’e karşı gururlanmak sûretiyle Rabbine baş kaldırması, böylece Cenâb-ı Hakkʼın kibriyâ sıfatına ortaklık iddiâsına kalkışmış olmasıdır.
Dünyâ bir imtihan ve ibtilâlar mekânıdır. İlk nazarda râyihası, hoş ve tatlı gelir. Nefse tazelik ve canlılık verir. Lâkin bir tuzaktır ki, nefs engelini aşamayanların girdabıdır.
Hazret-i Mevlânâ “Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen, asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan, odur. Bedenine, yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor. Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin.” sözleriyle bizlere manevi gıdalanmamız gerektiğini söyler.
Kur’ân-ı Kerîm’de üzerinde en çok durulan hususlardan biri olan sabır, değişen acı-tatlı şartlar karşısında kalbî muvâzeneyi bozmamak, kulluk dengesini ve gayretini muhafaza etmektir.