Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendinin eğitimcilere beş tavsiyesi.
Kalbimiz, her vitrinden -müsbet veya menfî- mutlakâ bir tesir alır. Gönül dünyamızın keyfiyetini de bu tesirler tayin eder. Bu sebeple kalbimizin Rahmânî vitrinleri mi, şeytânî vitrinleri mi seyrettiğine son derece dikkat etmeliyiz.
Üzerimizdeki nîmetlerin şükrânesi olarak, o nîmetten mahrum olanlara hizmet ve ikramda bulunmayı, saâdet bilmeliyiz. Hattâ teşekkür edâsıyla infâk etmeliyiz. Alanın minnet altında kalacağı değil, verenin minnettar olacağı şekilde ihsanda bulunmalıyız.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Vedâ Haccı’nda takrîben yüz yirmi bin sahâbî mevcuttu. Bunlardan yüz binin üzerindeki sahâbî, dünyanın muhtelif bölgelerine giderek kendilerini Allah rızâsı uğruna hizmete vakfetmişler ve oralarda vefât etmişlerdir.
Unutmayalım ki bu dünya dershânesine, âhiret icâzetnâmesini alabilmek için geldik. Evvelâ, bu dershâneye geliş ve gidişin mânâsını doğru okumamız şart. Zira burada, gitmek istediğimiz adrese göre bir tahsil yapmamız gerekiyor.
Bütün ilimlerin nihâî gâyesi ve zirvesi, mârifetullah’tır, “Allâh’ı kalben tanıyabilmek”tir. Bu cihan dershânesinde yapılacak esas tahsil de “Hakk’a kulluğun tahsili”dir.
Âyet-i kerîmedeki “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ifadesinin mânâsını bazı kimseler; sadece zâhirî ve dünyevî ilimleri bilmekten ibaret zannediyorlar. Hâlbuki Rabbimiz’in emri; hikmeti bilmek, ibret almak, tefekkürde derinleşmek ve ilâhî azamet karşısında ürperen rakik bir kalbe sahip olmaktır.
İnsan, Allâh’ın sanatındaki hârikulâdelikleri ne kadar çok öğrenir ve üzerinde ne kadar tefekkür ederse, O’nun celâl ve azameti hakkındaki mârifeti, yani Hakk’a yakınlığı da o nisbette artar.
Hz. Yusuf -aleyhisselam- Züleyha’nın çirkin teklifini geri çevirmesi ve suçsuzluğu anlaşılmasına rağmen zindana atılmaya hükmedildi. İşte Hz. Yusuf’un zindan hayatı…
Hesaba çekilmeden cennete gireceklerin 9 özelliğini sizler için derledik.