Midemize oruçlu iken bir şey girmesine izin vermediğimiz gibi; kalbimize ve niyetlerimize de oruç tutturmalı, kalbimizin kıvâmını bozacak duyguları yaklaştırmamalıyız. Böyle bir oruç ile birçok güzel hasletleri kazanmış oluruz. İşte Orucun bize kazandırdığı 9 haslet...
Sınırlı zamanlarda aç kalmaya dayanan oruç tarzı beslenmenin insülin duyarlılığını artırdığı ve açlık hormonunu dengelediği bildirildi.
Meşhur bir atasözü vardır: “Can boğazdan gelir.”
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- buyurur: “İnsanın asıl gıdâsı Allâh’ın nûrudur. Ona aşırı ten gıdâsı vermek lâyık değildir. İnsanın asıl gıdâsı, ilâhî aşk ve akıldır. İnsan, asıl rûhânî gıdâsını unuttuğu ve ten gıdâsına düştüğü için huzursuzdur. Doymak bilmez. İhtirasından yüzü sararmış, ayakları titremekte, kalbi telâşla çarpmaktadır. Nerede yeryüzü gıdâsı, nerede sonsuzluğun gıdâsı?!. Allah şehîdler için; «Rızıklanmaktadırlar.» diye buyurdu. O mânevî gıdâ için ne ağız, ne de ceset vardır.”
Oruç, Allâh’ın emrine tâbî olmak ve O’nun rızâsını kazanabilmek için imsak vaktinden akşam Güneş’in batışına kadar yemek, içmek ve cinsî münâsebetten uzak durmak sûretiyle yapılan bir ibadettir.
Oruç; zühd ve riyâzat tâlimidir. Bugün maalesef lüks, israf, oburluk, güç gösterisi ve nefsânî ihtirasların arttığı bir devirdeyiz. Hâlbuki oruç ibadeti bizlere, fânî nîmetlerin bir gün tamamen elinden alınacağı bir âhiret yolcusu olduğumuzu hatırlatarak, nefsânî zevklere takılıp kalmamayı, helâlleri bile asgarî seviyede kullanıp kifâyet miktârıyla yetinmeyi ve dünyevî imkânları âhiret sermâyesi kılma firâsetini telkin eder.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi imtihan dünyasından, Ramazan ayının hikmetlerinden ve makbul bir orucun özelliklerinden bahsediyor.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur: “Açlık, bulut gibidir. Kişi az yemeye riâyet edince, kalbi hikmet yağmurları yağdırmaya başlar.”[1]