Hakkʼın dergâh-ı izzetine yol bulabilmek için, evvelâ mânevî terbiye ile nefsin hevâ ve hevesini bertaraf etmek zarurîdir.
Fucûr, nefsânî arzulara esir olma; takvâ ise, kalbi mâsivâdan koruyarak Rabb’e yaklaşabilme gayretidir. Bu iki zıt vasfın malzemeleri ekseriyetle aynıdır: Akıl, zekâ, idrâk; mal, makâm, evlâd… vesâire.
Abdullah Sert Bey'in Tasavvufa dâir temel konuları işlediği 16 bölümden oluşan Tasavvuf Sohbetleri'ni sizin için bir araya getirdik.
Tasavvuf, özü itibariyle gönül âlemimizin selîm (temiz, şeffaf, berrak, hastalıksız) bir hâle gelip, mârifetullâh (Allâh’ın kalb ile tanınması) ve muhabbetullâhtan hisse alacak bir seviyeye ulaşabilmesi ve bu sâyede ilâhî vuslata medâr olabilecek bir kıvâma gelebilmesidir.
Îtidâli bozan en mühim âmillerden biri de öfkedir. Öfke, bir âcizliktir. Aklî dengenin kısmen zaafa uğramasıdır. İnsanın zayıflık ve liyâkatsizliğinin bir ifâdesidir, âdeta nefse prim vermektir. Bu itibarla hizmet ehli, öfkesini yutabilmelidir.
Hazreti Mevlânâ, ilahi aşk sayesinde nasıl göklere yolculuk yapıldığını anlatıyor.
Çileler insanı pişirerek olgunlaştırır. Sahildeki taşlara bakın… Asırlardır üzerlerinde şaklayan dalgalar neticesinde hiçbir sivri tarafları kalmamış ve granit misâli kırılmaz hâle gelmişlerdir. İnsan da nefsi terbiye gayretiyle, zorluklar çeker, sonunda kolaylığa erişir. Zahmetler çeker, neticesinde rahmet tecellî eder.
En zor hizmet, insan eğitimidir. Zira terbiye olmamış bir nefs, kişiyi dâimâ kötülüğe yönlendirir. Allah Teâlâ insan fıtratına fücûr ve takvâ temâyüllerini yerleştirmiştir.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, örnekler vererek nefsi anlatıyor...
Aklın ilk vazîfesi, Allâh’a îman etmektir. Fakat akıl her durumda bir kaynak, bir başlangıç noktası ve bir dayanak arar. Onu Hakk’ın izzetine teslîm edip O’nun sağlam kulbuna yapışmak ve hikmetine uymak gerekir.