İnsanın yaradılış gayesi, sadece Allah’a kulluk etmekle sınırlı değil; mârifetullah, muhabbet ve yeryüzünde halîfe olma sırlarıyla derinleşiyor. Peki, bu sırlar nelerdir?
Allah -hâşâ- bize sormadan neden bizi yarattı? Hayat kapanına sıkışmış ve çıkması yasaklanmış bir Müslüman genç ne yapmalıdır?
“Allah ölümü ve hayatı niçin yarattı?” sorusu sıkça sorulan sorulardandır. Cenâb-ı Hak birçok âyet-i kerîmede, dünya hayâtını imtihan gâyesiyle yarattığını beyân etmektedir.
İnsan bu dünyaya niçin geldi? Ahiret dünyada nasıl kazanılabilir? Sunucu-Yazar Hayati İnanç anlatıyor.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, “Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (el-İnfitâr, 6) âyet-i kerîmesini mânâsıyla birlikte açıklıyor...
Âhiretin sonsuzluğu karşısında deryadan bir damla hükmünde olan hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. O hâlde “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katı sessizliği cevap olarak yükselecekse, böyle bir gafletle ziyân edilmiş fânî bir hayattan daha acı ne olabilir?.. Fânî hayat çarşısının en son giysisi olan kefen, bir gün mutlakâ herkesi saracak ve ölüm vâkıası, bütün fânî alışverişlere, zevklere, câzibelere ve aldatıcı yaldızlara iptal mührünü vuracaktır! O noktadan sonra yarına yönelik bir şey yapmak artık imkânsız, nedâmet duymaksa faydasızdır. Dolayısıyla bizi mahşer gününde kurtuluşa erdirecek bir hesaba hazırlık için, gün, bugündür…