Nakşibendî-Hâlidî şeyhlerinden, âlim ve mutasavvıf Ahmed Ziayeddin Gümüşhanevi Hazretlerinin hayatı...
Mevlana'nın "Allah ile buluşmak ve aşkı kucaklayıp bağrına basmak" ifadesiyle tanımladığı sema, görselliği ve estetiğiyle izleyenlerde büyük etki uyandırıyor.
Dînî hayâtın alabildiğine zayıfladığı ve dînî ölçülere göre insanların bir hayli kusurlu bulundukları zamanlarda muhâtaba, mutasavvıfâne bir diğergâmlık, merhamet ve müsâmaha ile muâmele etmek gerekir. Zira bu davranış; günah, fitne ve isyânın her yönden kuşattığı bu gibi kimselerin düzelip kurtulma ihtimâlini artıracak en bereketli bir tavırdır.
Hâcegân yolunun belli başlı esasları ve sahih bir tasavvuf yolunun ne gibi düsturlara sahip olması lâzım geldiğinin misâli...
“Marifetullah” bir tasavvuf terimi olarak biliniyor. “Allah bilgisi – Allah’ı bilmek” olarak mânâ verilebilir. Tasavvufta bu, “ledün ilmi, bâtın ilmi, esrar ilmi, hal ilmi, makam ilmi, fenâ-bekā ilmi, mükâşefe ve müşâhede ilmi” gibi ifadelerle birlikte düşünülerek belirli bir seyrü sülukla ulaşılabilecek “özel bir bilgi” mahiyetinde anlaşılmıştır.
Ömer Faruk Karabucak Efendi, azimetle amel eden bir dervişti. Anlattıklarıyla yola nasıl bir bağlılıkla bağlandığını ve aynı zamanda nasıl bir gayret sahibi olduğunu göreceksiniz. Prensiplerinden taviz vermezdi. Hasbiydi, aksiyonerdi. Görüştüğümüzde 80’lerini devirmişti ama bir genç gibi heyecanlıydı... Faruk Efendi ile vefat etmeden önce yapılan uzun söyleşiden bazı bölümleri sizler için alıntılıyoruz.
Osmanlı pâdişahlarının birinciden sonuncuya kadar hemen hepsi, âlim, şâir, sanatkâr ve mutasavvıf idiler. Hemen her pâdişah, devrin en mûteber meşâyıhından birine intisâb eder ve onun irşâdıyla yürürdü. Zâhirdeki ihtişam ve muzafferiyetlerin arkasında böyle bir mânevî dünya ve destek, dâimâ mevcut olagelmiştir. İşte bunlardan biri olan Sultan 2. Murad Han'ın Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri ile görüşmesi...