Tasavvufun en mühim gâyelerinden biri, kulun enâniyetini bertaraf ederek ona hiçliğini idrâk ettirmektir. Bir kul, merhameti ve ahlâkı nisbetinde Rabbine yakındır.
“Bakmak, göz atmak” mânâlarına gelen “nazar” kelimesini duyduğumuzda, genelde ilk akla gelen yönü, “göz değmesi” olur ve halk tarafından “zararlı” kabul edilir. Hâlbuki nazarın bir de gönüllere şifâ olan, güzel bir şekli vardır. Ve o nazar, öyle güzeldir ki, değmesinden korkulmaz, değsin diye duâ edilir…
Bahaeddin Nakşibend’in Buhara ve Orta Asya’da medreselerle barışık bir tasavvuf anlayışı geliştirdiğini belirten Prof. Dr. Necdet Tosun, “Sesli zikir yerine müridlerine sessiz zikri, sema ve musikiden uzak kalınmasını tavsiye etmiş. Bunun sonucu olarak da Buhara’daki birçok medrese âlimleri ve müridleri Nakşibend’e mürid olmuştur” dedi.