Allâh’ı zikretmek, sırf “Allah” lâfzını tekrarlamaktan ibâret değildir. Zikir, ancak kalpte mekân bulduğu zaman niyet ve amellerin düzelip seviye kazanmasına vesîle olur.
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, yaşayan, hisseden bir gönlün mâcerâsını, müşahhas bir kitaba dökerek, insanlığa büyük bir armağan bırakmıştır.
Cenâb-ı Hak, insanı kâinatın en şerefli varlığı kılmış, yarattığı her şeyi de ona emânet etmiştir. Kendisine lütfedilen büyük bir salâhiyetle yaşayan insanın, Halık’ına karşı ciddî bir kulluk şuuru ve ihsan duygusu içinde bulunması zarurîdir.
Tefekkür, zikir ve murâkabe ile hakîkate ulaşabilmek için, elde edilen bilgilerin tatbiki lâzımdır. İlâhî hakîkatler ve Kur’ân âyetleri üzerinde düşünen bir insan, onların gereğiyle amel etmediği takdirde, tefekkürünü makbul seviyede gerçekleştirememiş demektir. Zira amel, bâtınî olan tefekkür ve tahassüsün zâhire in’ikâsı demektir.
Şiddete düşman, rahmet ve şefkate ise hayran olmak, rûhî asâletin îcâbıdır.
Kurban kesmekten asıl maksat, ilâhî hikmetten nasip alınması ve Allâh’a teslimiyet ve takvâ ile kulluk edilmesi hususunda gönüllerin âgâh olmasıdır.
Hazret-i Mevlânâ ve emsâli gönül ehlinin bütün insanlığı şefkatle kucaklayan «...بَازَا، بَازَا» “Gel, gel, geri dön gel, ne olursan ol yine gel” daveti; yüksek bir îman şuurunun tezâhürüdür. Bu davet; hidâyet arayanları gönül dergâhında şefkatle tedâvi etmek, İslâmʼın nezâket ve ihtişâmıyla tanıştırmak için yükselen bir gönül nidâsıdır. İşte müʼminin gönül dünyası da, muzdariplerin mânen rehabilite edildiği bir rahmet dergâhı hâline gelmelidir.
Mü’min; “…Sen onları sîmâlarından tanırsın…” (el-Bakara, 273) âyetinin sırrına ererek, muhtâcın istemesine bile lüzum kalmadan, onun sıkıntısını sîmâsından anlayabilecek bir firâsete ulaşmalıdır.
Hak yolunda ön saflarda bulunmak, hem bereketli hem de mes’ûliyetlidir. Zira önde bulunanların güzellikleri etraflarına tesir ettiği gibi, bunun zıddına yanlışlık ve çirkinlikleri de etrafları tarafından doğru telâkkî edilerek taklîd edilebilir.
Mahlûkâta Hâlık’ın merhamet nazarıyla bakabilen kâmil mü’minler, günahkâr bir insana bile -ne kadar günaha batmış olursa olsun- özündeki mükemmelliğe îtibâr ederek, sırt çevirmezler. Onun hidâyetini ve tevbeye yönelmesini diler, ebedî hayâtını kurtaracak bir can simidi olmaya gayret ederler.