Temiz bir bardakta bulunan saf ve berrak bir suya bir damla necâset düştüğünde, nasıl ki o su, bütün sâfiyet ve kıymetini kaybederse; Allâhʼın kullarını küçük görerek dolaylı yoldan büyüklenmek de kulun Hak katındaki değerini yok eder.
Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin muhterem babası ve dedeleri, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in getirdiği ilmi almak için, ashâb-ı kirâmın peşinde koşmuş, onlardan Efendimiz’in emsalsiz örnek şahsiyetini, mübârek hayatını ve Sünnet-i Seniyye’lerini sorup öğrenmişlerdi. Bunu mûteber hadis kitaplarındaki rivâyetlerinden de anlamaktayız.
İlk asırlarda, kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh gibi İslâmî ilimlerde genel olarak bir rivâyet zinciri mecburiyeti vardı. İslâm âlimleri, hadis ve tefsir alanında görüşlerini naklettikleri ashâb-ı kirâm, tâbiîn ve diğer âlimlerin sözleri için, onlardan kendilerine kadar gelen bir silsile ararlardı.
Muhterem Mûsâ Efendi -kuddise sirruh-, sohbetin feyz ve bereketine nâil olabilmek için onun âdâb ve erkânına uymak gerektiğini ısrarla ifâde eder ve şöyle buyururdu...
İblisin, ilâhî gazaba dûçâr olmasının sebebi, Hazret-i Âdem’e karşı gururlanmak sûretiyle Rabbine baş kaldırması, böylece Cenâb-ı Hakkʼın kibriyâ sıfatına ortaklık iddiâsına kalkışmış olmasıdır.