Rabbimizin görünür-görünmez sayısız nimetlerinden biri de hiç şüphesiz “mal sahibi olma nimeti”dir. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Sâlih bir adam için mal ne güzel bir nimettir”1 ifadesi, Müslümanın malla ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair ince manalara işaret eder. Her nimet, saygıyı ve şükrü hakeder. Yine her bir nimetin -ilâhî ölçülere dikkat edilmeyecek olursa- yoldan çıkarıcı ve saptırıcı bir yönü de vardır. Öyleyse mala-mülke düşman olmak ya da ondan nefret etmek değil, onu doğru bir şekilde değerlendirecek “sâlih adam” olmak esastır.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in infâkı târif edilemeyecek kadar ulvî bir mâhiyet arz etmektedir. Zira O, almaktan çok vermeyi severdi. Fakirlikten korkmadan çok büyük ikramlarda bulunurdu. İnfâkından geriye kalanın değil, asıl verdiği malın kendisine âit olduğunu ifâde ederdi.[1] Sadakanın, muhtacın eline geçmeden Allâh’ın eline geçeceğini haber verirdi.[2] Bu sebeple eline ne geçerse onu derhâl infâk eder, evinde tasadduk edebileceği bir dünyalık varken huzur bulamaz, uyuyamazdı.