Oruç insanın kuvve-i şehvâniyesini kırdığı gibi nefsin hevâ ve hevesini kırarak bütün âzâları günahtan, isyandan ictinâb ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyân buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesâisi başlıca iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvâniyedir.
Kendisinde şu üç haslet bulunan kimse imânın lezzetini tadar. İmanın lezzetini tadan üç kimseyi haberimizden okuyabilirsiniz.
Mûsâ Efendi Hazretleri, sayısız güzel vasıfları üzerinde taşıyan “Muhammediyyü’l-meşreb” büyük bir Allah dostu idi. Ancak ondaki vefâ duygusu bir başka idi. Bu sebeple ehl-i hikmet ona “Sâhibü’l-Vefâ” sıfatını lâyık görmüştür.
Onu dinlediğiniz zaman ‘bazıları İslâm’la buluşabilmek için ne bedeller ödemiş’ demekten kendinizi alamıyorsunuz. Aynı zamanda İslam’ın onu nasıl bir insan haline getirdiğini görüyorsunuz.Her haliyle örnek bir Müslüman olan, Abdurahman İslâm ile hidayete erme hikayesini konuştuk.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mü’minlerin mü'min kardeşleri için yapabileceği duâyı anlatıyor.
Allah yolunda nöbet tutmanın faziletleri nelerdir? Hadislerle nöbet tutmanın faziletleri...
Allah dostları rakik gönüllü, ince ruhlu, engin merhamet sahibi ufuk insanlardır. Hal ve hareketlerimizle hiçbir insanın kalbinin incinmesini istemezler. Hiçbir kardeşin karşısındaki şahsı töhmet altında bırakmasına gönülleri razı gelmez. Kötü zanda bulunulmasına sebeb teşkil edecek davranışlara asla müsâmaha etmezler. Karşımızdaki insanları günaha sokacak hareketlerde bulunmayı hiç arzu etmezler.
Sultânü’l-Ârifîn Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretleri’nin, Mûsâ Efendi Hazretleri’ne takdim ettiği irşad vesîkasını sizler için alıntıladık.
Mahmud Sâmi Efendi Hazretleri, hayatı boyunca devamlı Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’nin izlerini takip etmişti. Bu hassâsiyetin bir tezâhürü olarak da son günlerini Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in nurlu beldesinde, O’nun mânevî huzûrunda geçirdi.
Mahmud Sâmi Efendi Hazretleri sohbetlerinde hakîkî tahsilin mârifetullah tahsili olduğunu anlatırdı. Allah Teâlâ’nın azametini, büyüklüğünü, kalbimizde duyup hissetmenin asıl ilim olduğunu söyler ve bu ilme sahip olmanın şerefini her vesîleyle hatırlatırdı.